GÖZALTI VE TUTUKLAMA KARARLARI

adalet

 

T.C.
BEYKENT ÜNİVERSİTESİ
MESLEK YÜKSEK OKULU
ADALET BÖLÜMÜ

 

 

GÖZALTI VE TUTUKLAMA KARARLARI

(Yönlendirilmiş Çalışma)

 

 

Hazırlayan: Muhammed Haktan İMREN

 

 

Öğrenci No:
17060930052

 

Danışman:
Öğr. Gör. Tülay ÖZGÜL

İSTANBUL, 2019

 

 

İÇİNDEKİLER

ÖZET……………………………………………………………………………………………İÇİNDEKİLER…………………………………………………………………………………
YEMİN METNİ…………………………………………………………………………………
GİRİŞ……………………………………………………………………………………………

BİRİNCİ BÖLÜM
GÖZALTI

GÖZALTINA ALMANIN HUKUK TANIMI……………………………………….
Gözaltı Kavramı………………………………………………………………….
Adli Açıdan Gözaltına Alma Durumu……………………………………………
Önleme Amacıyla Gözaltına Alma Durumu……………………………………..
TARİHİ SÜREÇ BAKIMINDAN GÖZLATINA ALMA……………………………
Osmanlı Döneminde………………………………………………………………
Cumhuriyet Döneminde…………………………………………………………..
ÜLKELER BAZINDA GÖZALTI……………………………………………………
GÖZALTI SÜRELERİ……………………………………………………………….
GÖZALTINA ALINAN KİŞİNİN HAKLARI……………………………………….

 

İKİNCİ BÖLÜM
TUTUKLAMA

TUTUKLAMA KAVRAMI……………………………………………………………
Tutuklamanın Hukuk Açısından Niteliği ve Amacı……………………………….
Tutuklamanın İlkeleri………………………………………………………………
TUTUKLAMADA YER ALAN ŞARTLAR…………………………………………..
Maddi Şartlar………………………………………………………………………
Şekli Şartlar………………………………………………………………………..
TUTUKLAMA KARARI………………………………………………………………
TUTUKLAMANIN HALLERİ………………………………………………………..

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
GÖZALTI VE TUTUKLAMA KARARI

TUTUKLAMA KARARI VERİLEMEYEN HALLER……………………………….
TUTUKLAMA KARARI (CMK 101. M.)……………………………………………..
Tutuklama Kararı Verme Yetkisi…………………………………………………..
Yabancılara Bildirme Hakkı……………………………………………………….
İstisnai Bir Tutuklama Şekli (Yol Tutuklaması)………………………………….
Tutuklama Kararının Şüpheli veya Sanığa Bildirilmesi…………………………..
TUTUKLULUK SÜRESİ (CMK 102. M.)……………………………………………
SONUÇ……………………………………………………………………………………
KAYNAKLAR……………………………………………………………………………

GİRİŞ

Ceza Muhakemesi Hukuku’nun temel amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Bu amaca ulaşmak için başvurulan araçlardan birisi de koruma tedbirleridir. Kişi temel hak ve özgürlükler, başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere birçok uluslararası belge ve T.C. Anayasası’nda güvence altında alınmıştır. Bazı durumlarda söz konusu hak ve özgürlüklerin kısıtlanabilmesi mümkündür.
Tutuklama; soruşturma ve kovuşturma evrelerinde, hakkında henüz kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmayan kişinin hak ve özgürlüğünü kısıtlayan ve geçici olarak başvurulan bir koruma tedbiridir. Ceza hukuku sistemimizde tutuklama kurumu Anayasa ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda hüküm altına alınmıştır. Hakim tarafından kişi hakkında tutuklama kararı verilebilmesi için bazı şartların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu şartlar maddi ve şekli olmak üzere ikiye ayrılır. Tutuklama kararı verilebilmesi için aranan en önemli maddi şartlar ise kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin olmasıdır.
Diğer koruma tedbirlerine başvurulmasında başka süjeler karar alabilirken tutuklama kararına sadece hakim karar verebilir. Tutuklama kararı verilirken amaç ile araç arasında denge gözetilmelidir.
Çalışmamızda üç bölümü gözaltı ve tutuklama kararlarına verdik ve açıklamalarını yaptık.

YEMİN METNİ

Yönlendirilmiş çalışma olarak sunduğum “ Tutuklama ve Gözaltı Kararları ” başlıklı çalışmanın, bilimsel ahlak ve geleneklere uygun şekilde tarafımdan yazıldığını, yararlandığım eserlerin tamamının kaynaklarda gösterildiğini ve çalışmanın içinde kullanıldıkları yer yerde yararlanılan eserlere atıf yapıldığını belirtir ve bunu onurumla doğrularım.

Haktan İMREN

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM
GÖZALTI

1.GÖZALTINA ALMANIN HUKUKİ TANIMI

1.1. Gözaltı Kavramı

Gözaltı, yakalanan kişinin hakkındaki işlemlerin tamamlanması amacıyla yetkili hakim önüne çıkarılmasına veya serbest bırakılmasına kadar kanuni süre içinde sağlığına zarar vermeyecek şekilde özgürlüğünün geçici olarak kısıtlanıp alıkonulmasını ifade etmektedir.
Yakalanan kişinin içinde bulunduğu durumdur. Gözaltı, herhangi bir şekle bağlı değildir. Önemli olan kişinin gitmek istediği yere kendi özgür iradesiyle gitmesinin engellenmesidir. Yakalanan kişi, henüz tutuklanmadığı için tutuklu, hakkında hüküm verilmediği için de hükümlü değildir. Bu nedenle kişi, tutukevine ya da cezaevine konulamayacağından hakim önüne çıkarılana kadar kolluk yanında nezarethane ya da gözetim yerinde bekletilir.
Koruma tedbiri olan gözaltına alma ile bir delil elde etme aracı olan gözlem altına almayı birbirine karıştırmamak gerekir. Gözaltına alma, soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığına bağlanmıştır. Kişinin gözlem altına alınmasındaki amaç ise, akıl hastası olup olmadığının tespiti, varsa bu hastalığın ne zamandan beri başladığı ve işlediği fiil üzerindeki etkisi araştırılır.
Gözaltı, aynı yakalamada olduğu gibi ve ona paralel olarak adli ve idari amaçlı olabilir. Adli amaçlı gözaltına alma, adli yakalamanın; muhafaza altına alma ise, önleme amaçlı yakalamanın sonucudur.

1.2. Adli Açıdan Gözaltına Alma Durumu

Yakalamanın en önemli sonucu olan gözaltı, şüphelinin savcının kararıyla nezarete alınmasını ifade etmektedir. Gözaltı, kolluğun değil, sadece Cumhuriyet savcısının yetkisi içerisinde olan bağımsız bir koruma tedbiridir124. Yakalanan kişi doğrudan gözaltına alınamaz.
CMK’nın 90/5. maddesinin ilk şeklinde, yakalanıp kolluğa teslim edilen veya görevliler tarafından yakalanan kişinin hemen Cumhuriyet savcılığına gönderilmesi öngörülmüştü. Ancak bu hükmün uygulamada sorun çıkarabileceği ve her an savcıya ulaşılmasının mümkün olamayacağı gibi güçlükler gözönünde bulundurularak, bu hükmün gerisinde kalan bir düzenlemeye gidilmiştir. CMK’da 25.5.2005 tarihinde 5353 sayılı Kanun ile m. 90/5’te yapılan değişiklikle, görevliler tarafından yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek, emri doğrultusunda işlem yapılması öngörülmüştür. Böylece şüpheli, savcı önüne götürülmeden de hakkında, gözaltına alınma kararı verilebilecektir. Ancak bu karar, yine savcı tarafından verilen bir karar olacaktır.

1.3. Önleme Amacıyla Gözaltına Alma Durumu

Muhafaza altına alma, önleme amaçlı yakalamanın sonucudur. İdari yakalamanın sonucunda gözaltı değil, muhafaza altına alma söz konusu olur. Muhafaza altına alma, Kanunun yetki verdiği hallerde yetkili merci önüne çıkarılması gereken kişilerin, ilgili kurumlar veya kişilerce teslim alınana kadar sağlıklarına zarar vermeyecek şekilde ve zorunlu olduğu ölçüde özgürlüklerinin kısıtlanıp alıkonulmasıdır.

2. TARİHİ SÜREÇ BAKIMINDAN GÖZLATINA ALMA

2.1. Osmanlı Döneminde

Tanzimat öncesi dönemde, Osmanlı Devleti, kuruluşu ve idaresi bakımından İslam dini esaslarına dayanan teokratik bir devletti160. Bu döneme kadar, Osmanlı Devleti’nde muhakeme, İslam Hukuku kurallarına göre şer’iye mahkemelerinde yapılmaktaydı. İtham ve şahsi dava sistemi geçerliydi. Yasal delil sistemi uygulanmaktaydı ve davacının delil getirme mecburiyeti bulunmaktaydı.
İslam Hukuku’nda, günümüzde uygulama alanı bulan koruma tedbirlerine ilişkin herhangi bir düzenleme mevcut değildi. Suç işleme şüphesi altında bulunan kişinin üzerinde koruma tedbiri uygulanmak suretiyle özgürlüğünün kısıtlanması sadece yargısal bir tedbir değil, aynı zamanda idari ve siyasi nitelikte bir tedbir olarak da kabul edilmekteydi. Bu nedenle ihtiyaten hapis yetkisi, “kadı”dan başka bazı memurlara da tanınmıştı.
Osmanlı Devleti’nde zina iftirasına uğradığını iddia eden kimse, zinayı ispat edecek deliller getirmez ya da şahitlerinin şehir dışında olduğunu söylerse, iftira atılan kişi serbest bırakılırdı. Ancak şahitleri aynı şehirdeyse, onları getirmesi için kendisine bir günlük mühlet verilirdi. Şüpheli de sadece o gün için nezarette tutulmakta; şahitlerinin gelmemesi halinde serbest bırakılmaktaydı.
Osmanlı Devleti’nde Tanzimat öncesi dönemde, özel hakkın ihlal edildiği birçok halde, sanığın yakalanması ve tutuklanması resmi makamların değil, gerçek kişilerin yetkileri dâhilindeydi. Örneğin, ölüm, hırsızlık, kundakçılık olaylarında suçun işlendiği bölgede yaşayanlar sanığı bulmak ve teslim etmek zorundalardı. Gece vakti bir kimsenin konuğu tarafından bir şey çalınırsa, ev sahibi hırsızı bulup yakalamak zorundaydı. Bir kervansarayda hırsızlık olmuşsa, orada bulunan halk hırsızı tutmak zorundaydı. Şayet hırsız bir köle ise, sahibinin onu teslim etme mecburiyeti vardı. Bir kişi suç işleyip kaçarsa, yakınlarının onu bulup teslim etme yükümlülükleri bulunmaktaydı. Sanığın oğlu, yoksa kardeşi, kefili ve komşuları bu yükümlülüğe tabi kılınmıştı.
Tanzimat Fermanı’nda, kişi hürriyeti ve güvenliğini sağlamak amaçlanmış olmasına rağmen, gerekli olan teminat getirilememiştir. 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’nda yakalama ile ilgili herhangi bir düzenlemeye rastlanılmamaktadır. Aynı şekilde 1856 Islahat Fermanı’nda da herkesin can ve mal güvenliğinden, namusunun korunmasından bahsedilmiş olmasına karşın, bu hakları teminat altına alacak güvenceler getirme konusunda eksik kalmıştır.

2.2. Cumhuriyet Döneminde

1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda kişi hak ve özgürlüklerine dair herhangi bir düzenlemeye yer verilmemişti. Aynı zamanda bu kanunda, yakalamaya ilişkin düzenlemeler de mevcut değildi. Yakalamaya ilişkin hükümler, ancak 1924 Anayasası ile getirilmiştir. Anayasa’da yer alan düzenlemede, “hiç kimsenin kanunda yazılı olan hal ve şekillerden başka derdest ve tevkif edilemeyeceği” belirtilmekteydi.
1982 Anayasası’na göre, suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca olan durumlarda yakalama yapılabileceği ve 1961 Anayasası’ndan farklı olarak, yakalanan kişiye yakalama ve hakkındaki iddiaların herhalde yazılı ve bunun mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda ise hakim önüne çıkarılıncaya kadar bildirileceği düzenlenmiştir (AY m. 19/3-4).
Gözaltı süresi, bireysel suçlarda kırk sekiz saat olarak düzenlenirken, toplu suçlarda ise dört gün olarak belirlenmiştir. Ancak olağanüstü hal, savaş ve sıkıyönetim halinde bu sürenin uzatılabileceği belirtilmiştir.
CMUK’un m. 128/2’de yapılan değişiklikle, gözaltı süresinin hakim kararıyla dört güne kadar uzatılabileceği hükmü değiştirilerek, gözaltı süresi dört gün ile sınırlı tutulmuş ve bu süreye kadar uzatılması Cumhuriyet savcısının yazılı emrine bağlı kılınmıştır.

3.ÜLKELER BAZINDA GÖZALTI

Yakalama ve gözaltı konusunda her ülkede farklı düzenlemeler getirilmiştir. Bu farklılıklar özellikle gözaltı süreleri, yakalanan kişinin hakları ve yakalamanın koşulları konusunda yoğunlaşmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre, usulüne uygun olarak yakalanıp gözaltına alınan kimse hemen bir hakim ya da yargılama yetkisine sahip bir yetkili önüne çıkarılmak zorundadır (AİHS m. 5/3). Bu maddede geçen “hemen” ifadesi her ülkede farklı şekilde düzenlenmiştir. Örneğin, İtalya, Portekiz, Guatemala, Çekoslovakya gibi bazı ülkelerde, gözaltı süresi 48 saat olarak belirlenmişken (savcının ya da polisin istemi üzerine bu süre 48 saat daha uzatılabilmektedir); Fransa, İngiltere, Belçika, Danimarka gibi ülkelerde ise bu süre 24 saat olarak düzenlenmiştir.
Sözleşme’nin 5. maddesinde yer alan “süre” ler (hemen, en kısa süre ve mâkul süre) her olayın şartlarına göre değerlendirilmek ve hakkın özünü koruyacak şekilde yorumlanmak zorundadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesine göre, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması için gereken şüphe, “makul şüphe” olması gerekmektedir. Divan’a göre şüphenin makul sayılabilmesi için, “ilgilinin suçu işlemiş olmasının mümkün bulunduğu hususunda objektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterli vakıa ve bilgilerin varlığı” aranmaktadır. Bu da ancak, “somut olaydaki şartlar değerlendirilerek” yapılabilir.
Birçok Avrupa ülkesinde yakalama, suçüstü halinde kabul edilmiştir. Ancak bazı ülkelerde suçüstü hali dışında da yakalamaya izin verildiği görülmektedir.
Yakalanan kişiye haklarının öğretilmesi hususunda ise, en detaylı düzenlemeler İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya’da bulunmaktadır. İngiliz Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, yakalanan kişiye derhal ücretsiz bir avukat yardımından yararlanabileceği kendisine hatırlatılmak zorundadır. Kendi avukatı yoksa müdafi listesinden kendisi için bir avukat seçebilmektedir. Terör suçlarından gözaltına alınanlar hariç olmak üzere, gözaltına alınan herkes denetime tabi olmaksızın, avukatıyla yüz yüze veya telefonla görüşmesi ve yazışması mümkündür.

4.GÖZALTI SÜRELERİ

Hakkında henüz kamu davası açılmayan bir kişinin gözaltına alınması durumunda, yakalama yerine en yakın hakim veya mahkemeye gönderilmesi için yolda geçen zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saattir. Bu yirmidört saatlik süre içerisinde kişinin, sulh ceza hakimi önüne çıkarılıp, sorgusunun yapılması gerekmektedir.
Yakalama yerine en yakın hakim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre, oniki saatten fazla olamaz. O halde, gözaltı süresi, yol süresiyle birlikte en fazla otuzaltı saat olabilir. Hakim veya mahkeme önüne çıkarılmak için yirmidört, yol için oniki saatlik ve toplamda otuzaltı saatlik bu sürenin, azami süre olduğuna dikkat etmek gerekmektedir.
Toplu olarak işlenen suçlarda, delil araçlarının toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin her defasında bir günü geçmemek üzere, toplamda dört güne kadar uzatılması için yazılı olarak emir verebilir.
CMK’da bazı suçlar bakımından daha uzun gözaltı süreleri öngörülmüştür. Kanun’da m. 250’de tek tek sayılan bu suçların, bireysel olarak işlenenlerde gözaltı süresi (azami oniki saatlik süre hariç) kırksekiz saat, toplu olarak işlendiklerinde ise, kırksekiz saatlik süre, savcının yazılı emriyle dört güne kadar uzatılabilir. Adi suçlarda toplam süre, savcının yazılı emriyle birer gün olmak üzere toplam dört güne kadar uzatılabilmektedir.
Daha uzun gözaltı süresinin öngörüldüğü suçlar CMK m. 250’de düzenlenmiştir.

5.GÖZALTINA ALINAN KİŞİNİN HAKLARI

Koruma tedbiri olarak yakalama ve gözaltı, her ne kadar birbiriyle sıkı ilişki içerisinde olsa da, gözaltı, yakalamadan sonraki durumdur ve uygulanması ancak Cumhuriyet savcısının kararına bağlıdır. Yakalanan kişinin gözaltına alınmasına kadar yine bir özgürlük kısıtlaması hali bulunmaktadır. Bu nedenle çalışmamızda yakalananın hakları ile gözaltına alınanın haklarının ayrı ayrı incelenmesi uygun bulunmuştur.
Şüpheli ya da sanık, yakalandığında durumundan yakınlarının haberdar olması, onun en doğal haklarından biridir. Bu nedenle gerek Anayasa’da, gerekse Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bu hususa yer verilmiştir. Şüpheli veya sanık yakalandığında, gözaltına alındığında veya gözaltı süresi uzatıldığında Cumhuriyet savcısının emri ile bir yakınına veya belirlediği bir kişiye gecikmeksizin haber verilir.
1982 Anayasası ve Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, yakalanmaları, yakınlarına bildirilmeyen kişilerin uğradıkları maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten talep etme hakları vardır.
Gözaltına alınan kişinin diğer bir hakkı, hakim önüne çıkarılmaktır. Bu hak, kişi özgürlüğü ve güvenliği bakımından son derece önemlidir. Amaç, yakalanana en kısa sürede bağımsız ve tarafsız hakim güvencesi sağlamaktır. Gözaltına alınan kimse, hemen bir hakim veya adli görevi yapmaya kanunen yetkili kılınmış diğer bir memur huzuruna çıkarılması gerekmektedir.
Müdafiden yararlanma hakkının iki yönü bulunmaktadır:
1) Gözaltına alınan kimsenin henüz ifade alma işlemi başlamadan önce veya ifade alma sırasında bir müdafinin yardımına başvurarak onun hukuki yardımından yararlanması,
2) müdafinin sorgu sırasında kişinin yanında hazır bulunmasıdır.
Gözaltına alınan kişinin müdafiden yararlanma hakkını kullanması ve ifadesinin alındığı sırada yanında müdafi bulundurması kanuni hakkıdır. Kişi, kendisinin seçtiği müdafi aracılığıyla bu hakkını kullanabilmesi mümkündür. Ancak müdafi tayin edebilecek durumda değilse, baro tarafından atanacak müdafiin yardımından faydalanması mümkündür. Gözaltına alınan kişi, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir.
Ceza Muhakemesi Kanunu, insan hakları ihlallerini önlemek amacıyla gözaltı işlemlerinin denetimine büyük önem vermektedir. Gözaltına alınan kişi, yakalandığı anda kendisini savunmaya çalışsa da bu savunması yeterli olmayabilir. Bu nedenle yakalamadan sonra yapılan işlemin haksızlığını ileri sürerek “habeas corpus” olarak bilinen itiraz hakkını kullanması mümkündür.
Yakalanan veya gözaltına alınan kişinin suçu, henüz sabit olmadığı için, yakalama, gözaltına alma ya da gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin işlemlere karşı yapılan itirazın, CMK’da öngörüldüğü gibi çok kısa bir süre içerinde sonuçlandırılması gerekmektedir.
Gözaltı süresinin dolması veya sulh ceza hâkiminin kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında yakalamaya neden olan fiille ilgili yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet savcısının kararı olmadıkça bir daha aynı nedenden dolayı gözaltına alma işlemi tekrarlanamaz.
İfade ve sorgu, suçlanan kişilerin olay hakkında bildiklerini ve diyeceklerini kolluk görevlileri, savcı ya da hakim önünde anlatmalarıdır. İfade ve sorgu, ceza muhakemesinde gerçeği bulmaya yarayan birer araç olup, şüphelinin kendisine isnat edilen fiil ile ilgili savunma hakkını kullanmasında büyük önem taşımaktadır.
Gözaltında bulunan kişinin ifadesi alınırken cevap verme hakkını kullanabileceği gibi, isterse susarak cevap vermekten kaçınabilir.

İKİNCİ BÖLÜM
TUTUKLAMA

1.TUTUKLAMA KAVRAMI

Anayasa’da, 5271 sayılı CMK’da ve uluslararası hukuk metinlerinde tutuklamanın tanımı yapılmamış, bu metinlerde tutuklamaya ilişkin genel esaslar ve olması gereken hususlar belirtilmiş ancak tutuklamanın tanımı öğretiye bırakılmıştır. Sözlük anlamı olarak tutuklama; “yasada gösterilen koşullar gereğince ve hakimin yazılı buyruğu ile sanığı tutukevine kapatıp geçici olarak özgürlüğünü kaldırma” olarak tanımlanmıştır.
Birleşmiş Milletler insan Hakları Evrensel Beyannamesi, “kimse keyfi olarak tutulamaz, alıkonulamaz veya sürülemez” demekle yetinmiş, beyannamede kanuna aykırı tutuklama yapılamayacağı vurgulanmıştır.
AİHS’nin 5. maddesinde; “her ferdin hürriyete ve güvenliğe hakkı vardır” denildikten sonra, kanuni usuller dışında hiç kimsenin hürriyetinden mahrum edilemeyeceği düzenlenmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2004/8-30 Esas, 2004/49 sayılı kararında “tutuklama, ceza yargılamasının güvenli yürümesini ve amacına erişmesini sağlamaya yönelik ve yargılama hukuku açısından zorunlu hallerde hakimin verdiği karara dayanan bir önlemdir.
Öğretide yapılan tüm tanımlar birlikte değerlendirildiğinde tutuklamada ortak olan husus; suçluluğu hakkında somut olgulara dayalı kuvvetli şüphe bulunan şüpheli veya sanığın özgürlüğünün yasalarda öngörülen koşullar altında, hakim kararıyla geçici olarak kaldırılmasıdır.

1.1. Tutuklamanın Hukuk Açısından Niteliği ve Amacı

Günümüz ceza yargılamasının amacı; sanığı cezalandırmak değil, insan haklarına saygılı bir biçimde maddi gerçeği ortaya çıkartmaktır. Ceza davasında tutuklama bir amaç değil, ceza davasının yürütülmesini ya da ceza davası sonucunda verilecek hürriyeti bağlayıcı cezanın yerine getirilmesini sağlayan geçici bir araçtır.

1.2. Tutuklamanın İlkeleri

Günümüzde insan haklarının uluslararası anlamda kabul edilen ilkelerine göre ceza yargılamasında, şüpheli suçluluğu kesinleşinceye dek cezalandırılamaz. Sadece yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla, şüphelinin özgürlüğü tedbir olarak kısıtlanabilir. Bu anlamda tutuklamanın son çare (ultima ratio) olarak uygulanması gerekir.
Bu haliyle değerlendirildiğinde tutuklama bir koruma tedbiridir ve özelliği gereği geçici olarak uygulanmalıdır. Tutuklama, hükümlülükten farklı olarak ‘araç’tır. Bu araç ile beklenen amaç; delillerin elde edilebilmesi, delillerin yok edilmemesi, tanıklar üzerinde baskı yapılmaması, şüphelinin kaçmaması ve ileride verilecek hükümlülüğün yerine getirilebilmesi şeklinde sıralanabilir.
Soruşturma ve kovuşturma aşamasında verilecek tutuklama kararının mutlaka yasal olması gerekip, sadece yasada belirtilen koşullar somut olayda gerçekleşti ise tutuklama kararının verilmesi gerekir.
Şüpheli ve sanık konumunda olmayan ve üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini gösterir somut olgular bulunmayan bir kimsenin hakkında keyfi olarak tutuklama koruma tedbirinin uygulanamaması demektir.
Tutuklamanın sağlayacağı faydayı, CMK’daki başka bir koruma tedbiri sağlıyorsa artık tutuklama koruma tedbirine başvurmak doğru olmayacaktır. Hukuk devleti olmanın gereklerinden biri, eylem ve işlemlerinde ölçülü (orantılı) davranan devlet olmaktır. Bu ilkeye göre; Ceza Muhakemesi Hukuku işleminin yapılması ile sağlanması beklenen yarar ve verilmesi ihtimal dahilinde bulunan zarar arasında makul bir oranın bulunması gerekir. Bir hukuk devletinde ceza vermeye yetkili makamların, bir ceza muhakemesi işlemi yaparken devleti veya ferdi ‘kayırması’ hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz. Çünkü, devlet düzeninde ferdin kayrılması anarşiye, devletin kayrılması da totaliter yönetime yol açabilir.

2.TUTUKLAMADA YER ALAN ŞARTLAR

Tutuklama, kanunda öngörülen şartları gerçekleşmiş olsa da başvurulma konusunda hakime takdir hakkı veren bir koruma tedbiridir. 178 AİHS’nin 5/1-c maddesinde; “Bir suç işlediği úüphesi altında olan yahut suç işlemesine veya suçu işledikten sonra kaçmasına mani olmak zarureti inancını doğuran makul sebeplerin mevcudiyeti dolayısıyla yetkili adli makam önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve hapsi dışında hiçbir kimsenin sebepsiz yere özgürlüğünden alıkonulamayacağı…” düzenlenmiştir.
1982 Anayasası’nın 19. maddesinin 3. fıkrasında; “Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir.” şeklinde bir düzenleme getirilerek tutuklamanın anayasal şartları belirlenmiştir.
CMK ’nın 100. maddesinde tutuklamanın ön şartı olarak; “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgu” aranmış, bu ön şartın gerçekleşmesi halinde de ikinci şart olarak aynı maddenin 2. ve 3. fıkralarında düzenlenen ‘bir tutuklama nedeninin varlığı aranmıştır. Ancak bu iki şartın gerçekleşmesi halinde dahi hakim veya mahkeme CMK 100/1. maddesindeki “tutuklama kararı verilebilir” hükmü karşısında geniş bir takdir hakkına sahip olup, tutuklama kararı vermeyebilir. CMK 100, AİHM kararlarında özellikle yer tutan “kamu yararı” konusuna ilişkin bir düzenleme getirmemiştir. Oysa bazı mahkeme kararlarında, tutuklamanın aynı zamanda kamu yararına da yönelik olması gerektiği vurgulanmıútır.
Nitekim CMK tasarısında 15.06.2000 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişikliklerden de esinlenerek “kamu düzenini korumak”, “şüpheli ve sanığı korumak”, “suçlara son vermek” ve “suçun yinelenmesini engellemek” şeklinde tutuklama nedenlerine de yer verilmişti.
Tasarıda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) m. 104’ten farklı olarak “şüpheli veya sanığın saklanması”, “kamu düzeninin suçun neden olduğu ve olabileceği ağır zararlardan korunması”, “şüpheli veya sanığın kendilerine karşı gelişebilecek hukuka aykırı tepkilerden korunması”, “suça son verilmesi” ve “suçun yinelemesine engel olunması” tutuklama nedenleri yer almaktaydı. Ancak meclisteki yasa görüşmeleri sırasında tasarının 119. maddesinde bulunan bu tutuklama nedenleri yasada yer almamıştır. Suça son verilmesi, kamu düzenin korunması maddi ceza hukukunun görevi ve amacı olup bu tutuklama nedenlerinin anayasal dayanağı yoktur.
Bu nedenleri tutuklama nedeni kabul edersek; işlenen her suçta kamu düzeninin bozulduğu, tutuklama ile aslında güvenlik güçlerince sağlanması gereken “suçsuz toplum” idealinin tutuklama tedbiri nedeniyle sağlanılabileceği düşünülür ki bu durum hukuk devletinin gerekleri ile bağdaşmamaktadır.
Tutuklamanın şartları iki ana başlık altında incelenmiştir. Bu şartlar; maddi ve şekli şartlardır.
Tutuklama nedenleri; şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığı (kaçma şüphesi) ile şüpheli veya sanığın davranışları ile delilleri yok edeceğine, gizleyeceğine, değiştireceğine veya tanık ve başkaları üzerinde baskı girişiminde bulunacağına dair kuvvetli şüphedir. (delilleri karartma şüphesi) (CMK m.100/1-2)

2.1. Maddi Şartlar

İddianamenin düzenlenmesi için yeterli şüphe aranır. CMK sistematiğinde ise hakim veya mahkeme tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguları aramıştır. Bu nedenle, tutuklama halinde, suçun işlendiği yönündeki şüphe, iddianamenin düzenlendiği andan daha güçlü olmalıdır.
Şüphe; iki anlama gelen bir kelimedir. Bunlardan ilki; “belleğin çeşitli alternatifler arasında seçme yapma konusunda tereddüt etmesi, hangisinin doğru olduğunu kestirememesi”, ikincisi ise; “bir şeyin olup olmadığı hakkında tereddüte düşme” dir.
Ceza yasalarımızda şüphe; basit, yeterli ve kuvvetli olarak üçe ayrılmıştır. Basit şüphe, suç işlendiği izlenimini veren bir durum ile suçun işlendiği konusunda soruşturma evresini başlatacak olguların varlığını ifade eder.
Mevcut delillere göre, yapılacak yargılamada sanığın mahkum olması ihtimali beraat etmesi ihtimalinden daha kuvvetli ise “yeterli şüphe”den söz edilir ve iddianame düzenlenmesi için yeterli şüphenin varlığı aranır.

2.2. Şekli Şartlar

Bazı hallerde soruşturmanın veya kovuşturmanın yürütülmesi şikayet, dava süresi, izin, yasama dokunulmazlığının kaldırılması gibi belli koşulların gerçekleşmesine bağlı tutulmuş olabilir ki bu şartlara yargılama şartları denilmektedir. Bu nedenle yargılama bir takım şartların gerçekleşmesine bağlanmış ise, bu şartlar gerçekleşmeden yargılamaya konu şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilemeyecektir.
Nitekim yargılama şartının gerçekleşmemesi nedeniyle yargılama yürütülemeyecek olduğundan, tutuklama tedbirine müracaat etmek de yersiz olacaktır. Örnek olarak ifade etmek gerekirse bir yargılama engeli olan yasama dokunulmazlığı Anayasa’nın 83’üncü maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
Bu kapsamda Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) üyelerinin meclis çalışmaları yönünden mutlak (kürsü) dokunulmazlığı, bunun dışındaki eylemleri yönünden ise geçici dokunulmazlıkları bulunmaktadır. 83’üncü maddenin 2’inci fıkrası uyarınca meclis çalışmaları dışındaki eylemleri bakımından yasama dokunulmazlığının kaldırılması bir takım istisnalar dışında, bir yargılama şartıdır. Milletvekili sıfatı nedeniyle bu dokunulmazlığa sahip olan kişi hakkında bu şart gerçekleşmeden, yani dokunulmazlık kaldırılmadan yargılama yürütülememekte, dolayısıyla tutuklama kararı da verilememektedir. Kural olarak geçici dokunulmazlık, seçimden önce veya sonra işlendiği ileri sürülen tüm suçları kapsamaktadır.
Milletvekili dokunulmazlığının amacının, vekillerin milleti en iyi şekilde temsil etmelerini sağlamak olduğu açıktır. Bu durum karşısında hukuken seçilmeye engel bir durumunun bulunup bulunmadığı seçim kurulunca değerlendirilen, akabinde seçilebilen tutuklu milletvekillerinin yasama dokunulmazlığından yararlanamayacağını ifade etmek mümkün değildir.

3.TUTUKLAMA KARARI

Söz konusu tutuklama şartı, tarihi gelişimi itibariyle habeas corpus kurumunun bir yansıması ve sonucudur. “Habeas corpus” en yalın haliyle, kişi hürriyetinin özellikle idare tarafından keyfi bir şekilde kısıtlanmasının önlenmesi şeklinde tarif olunabilir. Bu kuruma getirdiği tecrübeler neticesinde hukuk kuralları, gerek kişilerin, gerekse yürütme organının keyfi alıkoymalarını yasaklamak suretiyle kişi hürriyetini güvence altına almış ve yapılan ihlaller ceza kanunlarında suç haline getirilmiştir. Latince’de “kişinin huzura çıkmasına müsaade et” anlamına gelen habeas corpus, hukuka aykırı olarak hürriyetinden yoksun kılınan bireyin bir an önce ona kavuşmasını sağlamayı amaçlayan antik kökene sahip bir ortak hukuk emridir.
CMK’nın “tutuklama kararı” başlıklı 101’inci maddesinde ise, CMUK’tan farklı olarak, değişik yargılama aşamalarına göre tutuklama kararının hangi yargı mercileri tarafından ve ne şekilde verilebileceği belirtilmiş ve bu kararlar yönünden zorunlu müdafi esası benimsenmiştir. Maddenin emredici düzenlemesi gereğince tutuklama kararlarının mutlaka gerekçeli olması gerekmektedir. Ayrıca CMK ile gıyabi tutuklama kaldırıldığından tutuklama kararının şüpheli/sanığın huzurunda verilmesi zaruret arz etmektedir.
Bu noktada ifade etmeden geçilmemelidir ki; tutuklama kararının hakim veya mahkeme tarafından verilebilmesi, yani habeas corpus kurumu, hukukumuzda tam anlamıyla özümsenebilmiş değildir. Şekilsel olarak bir tutuklama kararının bulunması önemlidir, ancak tek başına yeterli değildir. Tutuklama kararları, kurumun önemine binaen gerekçeli, dosya içeriğine uygun, somut olgularla irtibatlandırılmış olmalıdır. Yine savcılık makamı da aynı nedenlerden ötürü tutuklama tedbirine ilişkin taleplerini soyut, basmakalıp ifadelerden arındırmak, bu tedbiri gerektiren gerekçeleri net bir şekilde ortaya koymak suretiyle tutuklama tedbiri yönünden daha etkin hale gelmelidir.

4.TUTUKLAMANIN HALLERİ

CMK’nın “tanıklıktan ve yeminden sebepsiz çekinme” başlıklı 60’ıncı maddesinin 1’inci fıkrasına göre, “Yasal bir sebep olmaksızın tanıklıktan veya yeminden çekinen tanık hakkında, bundan doğan giderlere hükmedilmekle beraber, yemininin veya tanıklığının gerçekleştirilmesi için dava hakkında hüküm verilinceye kadar ve her halde üç ayı geçmemek üzere disiplin hapsi verilebilir.
Kişi, tanıklığa ilişkin yükümlülüğüne uygun davranması halinde derhal serbest bırakılır.” Maddenin 2’nci fıkrasında, “Bu tedbirleri almaya naip hakim ve istinabe olunan mahkeme ile soruşturma evresinde sulh ceza hakimi yetkilidir.” hükmü mevcuttur. Benzer bir tutuklama hali de bilirkişiler bakımından CMK’nın 71/1’inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, “Usulünce çağrıldığı halde gelmeyen veya gelip de yeminden, oy ve görüş bildirmekten çekinen bilirkişiler hakkında 60’ıncı maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.” Benzer bir düzenleme, istenen eşyayı vermeyen (zilyet) hakkında da söz konusudur. CMK’nın “istenen eşyayı vermeyenler hakkında yapılacak işlem” başlıklı 124’üncü maddesinde, “123’üncü maddede yazılı eşya veya diğer malvarlığı değerlerini yanında bulunduran kişi, istem üzerine bu şeyi göstermek ve teslim etmekle yükümlüdür. Kaçınma halinde bu şeyin zilyedi hakkında 60’ıncı maddede yer alan disiplin hapsine ilişkin hükümlerin uygulanır. Ancak, şüpheli veya sanık ya da tanıklıktan çekinebilecekler hakkında bu hüküm uygulanmaz.”

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

GÖZALTI VE TUTUKLAMA KARARI

 

1.TUTUKLAMA KARARI VERİLEMEYEN HALLER

Tutuklama tedbirinin istisnai bir koruma tedbiri olduğu ve bu tedbir ile kişi hak ve özgürlüklerine müdahale edildiği göz önünde bulundurulduğunda hem Ceza Muhakemesi Kanununda hem de diğer ilgili mevzuatlarda bazı tutuklama yasakları öngörülmüştür.
Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 100/1. Fıkrasının 2. Cümlesine göre, “İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Bu hüküm ile aslında tutuklama tedbirinin ölçülülüğü ilkesi düzenlenmiştir. Yani, bir kişi hakkında adli kontrol tedbirinin uygulanması ile bu kişinin kaçmasının yahut delilleri karartmasının önüne geçilebilecekse artık tutuklama tedbirine başvurulmamalıdır.
05 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 96. Maddesinde yapılan değişiklikle hangi hallerde tutuklama kararı verilemeyeceği yeniden düzenlenerek hüküm altına alınmıştır. Buna göre, CMK m. 100/4 uyarınca “Sadece adli para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.”
6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle tutuklama kararı verilemeyecek hallerden sayılan hapis cezasının üst sınırı 1 yıldan 2 yıla çıkarılmıştır.
Yine, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun “tutuklama Yasağı” başlıklı 21. Maddesinde On beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında üst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerinden dolayı tutuklama kararı verilemeyeceği düzenlenmiştir.

2. TUTUKLAMA KARARI (CMK 101. M.)

Ceza Muhakemesi Kanunu tutuklama kararına hangi şartlarda kimin karar verebileceğini, kararın içeriğinin nasıl olması gerektiğini, tutuklamanın süresini ve tutuklamanın nasıl sona ereceğini açıkça düzenlemiştir.
Ceza yargılamasında tutuklama kararı vermeye yetkili makam sadece hakimdir. Söz konusu hakim, soruşturma evresinde yetkili ve görevli sulh ceza hakimidir. Kovuşturma evresinde ise yetkili ve görevli mahkemedir. Soruşturma evresinde, sulh ceza hakimi kendiliğinden tutuklama kararı veremez. Bu aşamada muhakkak cumhuriyet savcısının talebi bulunmalıdır. Savcı istemi olmadan tutuklamaya karar verilemez. Kovuşturma evresinde ise mahkeme re’sen tutuklama kararı verebilecektir. Ayrıca cumhuriyet savcısının talebi hali de bu evrede söz konusudur. Soruşturma evresinden farkı, kovuşturma evresinde hakimin de talep olmaksızın tutuklama kararı verebileceğidir. Sulh ceza hakimliğine veya mahkemeye gönderilen tutuklama talepli müzekkerelerde mutlaka tutuklama talebinin gerekçesi gösterilmelidir. Ölçülülük ilkesinin bir yansıması sonucu olan adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenler talep müzekkeresinde yer almalıdır (CMK m. 101/1)
Tutuklama kararı verecek olan sulh ceza hakiminin veyahut mahkemenin şüpheli veya sanığa söz hakkı vererek bizzat dinlemesi ve tutuklamanın lehindeki veya aleyhindeki bütün olguları da re’sen incelemesi gerekir.
Şüpheli veya sanığın sorgu sırasında susma hakkını kullanması, kişinin aleyhine değerlendirilemez. Sırf bu hakkını kullanması sebebiyle de tutuklama kararı verilemez. Bu durumda bile hakim veya mahkemenin dosya içeriğine ve delil durumuna göre bir değerlendirme yapması gerekir. Hakim veya mahkeme, tutuklama kararını ancak koşullar mevcut ise verebilmelidir.
5271 sayılı CMK düzenlemesiyle birlikte gıyapta tutuklama kararı verilmesi kaldırılmıştır. Hakimin tamamen dosya üzerinden kişi temel hak ve özgürlüğü açısından ağır sonuçları olan tutuklama tedbirine başvurmasının kaldırılması pratikte sorun olmayacaktır. Ayrıca gıyapta tutuklama kararı verilmesi yerine ikame edilen hakim tarafından CMK m. 98 gereğince yakalama emri düzenleme imkanı vardır.

2.1. Tutuklama Kararı Verme Yetkisi

Şüpheli veya sanık hakkında verilen tutuklama kararının içeriğinde neler bulunması gerektiği CMK’da açıkça belirtilmemişti. Arama ve iletişimin denetlenmesi gibi koruma tedbirlerine başvurulduğunda kararda hangi unsurların yazması gerektiği açıkça yazıldığı halde tutuklama kararı konusunda CMK sessiz kalmıştı. Ancak tutuklama ile ilgili bütün maddeler incelendiğinde ve 2012 yılında CMK m. 101/2’de yapılan değişiklikler dikkate alındığında hakimin veya mahkemenin tutuklama kararı verirken kararında belli hususlara yer vermesi zorunludur.
CMK m. 101/2 maddesi, 2012 yılında değişmeden önce sadece tutuklama kararı verilirken hukuki ve fiili nedenler ile gerekçelerin gösterilmesi gerektiği mecbur kılınmışken değişiklikle birlikte kararda belirtilmesi gerekli hususlar açıkça yazılmıştır. Buna göre sulh ceza hakimi veya mahkeme tarafından verilen tutuklama kararlarında tutuklama nedeninin bulunduğu, tutuklama kararının ölçülü olduğu ve kuvvetli suç şüphesini gösteren delillerin somut vakıalarla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi gerekir.
Tutuklamaya karar verilebilmesi için kuvvetli şüpheye ilişkin somut delillerin olması ve bir tutuklama nedeninin bulunması gereklidir. Ayrıca ölçülü de olmalıdır. Bu durum CMK m. 100/1’de açıkça belirtilmiştir. Kanun, tutuklama kararı verilebilmesi için gerekli olan bu şartların varlığını gösteren delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesini zorunlu kılmıştır. Yani bunların açıklanmasını istemiştir.

2.2. Yabancılara Bildirme Hakkı

Şüpheli veya sanık yabancı olduğunda tutuklanma durumu, yazılı olarak karşı çıkmaması halinde, vatandaşı olduğu devletin konsolosluğuna bildirilir.

2.3. İstisnai Bir Tutuklama Şekli (Yol Tutuklaması)

CMK m.94 uyarınca; hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişinin, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hâkimi önüne çıkarılır, serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hâkim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanır.
2.4. Tutuklama Kararının Şüpheli veya Sanığa Bildirilmesi
Anayasa m. 19/4 hükmü gereğince, hakkında tutuklama kararı verilen kişilere tutuklamaya ilişikin olan sebepleri ve haklarında isnat edilen iddialar yazılı olarak bildirilir. Ancak yazılı bildirimin o anda yapılması mümkün değilse tutuklanan kişinin yüzüne karşı bildirilir. Anayasal güvence altına alınan bu hak ile hakkında tutuklama kararı verilen şüpheli veya sanığın, tutuklama nedenlerini ve kendisine isnat edilen eylemleri öğrenmesi sağlanmaktadır. Şüpheli veya sanığa tutuklama kararı, her halükarda yazılı olarak bildirilecektir. Eğer yazılı olarak hemen bildirilmesi mümkün değilse o zaman sözlü olarak derhal bildirilecektir.
Anayasa m. 19/4 hükmü ile uyumlu olan CMK m. 101/2 düzenlemesine göre tutuklama kararının metninde belirtilen hususlar tutuklanan kişinin yüzüne karşı bildirilir. Ayrıca söz konusu kararın bir çıktısı şüpheli veya sanığa teslim edilir. Burada da tutuklama kararının kişiye hem sözlü olarak hem de yazılı olarak bildirileceği belirtilmiştir.
CMK’da kural olarak, kişinin yüzüne karşı tutuklama kararı verme sistemi benimsenmiştir. Tutuklama kararının içeriğinin sözlü (vicahi) olarak şüpheli veya sanığın hazır olduğu bir ortamda bildirilmesi istenmiştir. Tutuklamanın yüze karşı verilmesi kuralının istisnası kaçaklık durumudur.
Uygulamada tutuklama kararının bir örneğinin şüpheli veya sanığa elden vermek suretiyle tebliğ edilerek bildirilmesi yoluna gidilmektedir. İstisnai durum olan kaçaklıkta, kaçak kişi yakalandığında kendisine Anayasa m. 19/4 hükmü gereğince henüz tutuklanan kişiye tutuklanmasına ilişkin sebepler ve haklarında isnat olunan iddialar yazılı olarak bildirilir. Bunun o anda yazılı olarak bildirilmesi imkanı yoksa tutuklanan kişinin yüzüne karşı vakit kaybetmeksizin bildirilmesi gerekir. Bu bildirim toplu suçlarda en geç hakim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilmesi gerekir.
Şüpheli veya sanık, Türkçe okuma ve yazma bilmiyorsa bir tercüman aracılığıyla hakkındaki tutuklama kararı derhal bildirilmelidir ve bildirildiğine dair karşılılıklı imzaların atıldığı tutanak altına alınmalıdır. Ayrıca şüpheli veya sanığa bildirim herhangi bir koşula tabi değildir. “Soruşturma veya kovuşturmanın amacını tehlikeye düşerecek ise” gibi şartlar yoktur. Herhalde bildirim yapılmalıdır.
Şüpheli veya sanık hakkında verilen tutuklama kararı ve kararın içeriğinin tutuklanan kişi haricinde kişinin tutuklandığı “yakınlarına” derhal bildirilir (ANY m. 19/6).
Tutuklama kararı ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan hakim kararı üzerine tutuklunun bir yakını veya belirlediği bir kişinin haberdar edilmesi gerekir (CMK m. 107/1). Ayrıca, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla tutuklanan şüphelinin tutuklamayı bir yakınına veya belirlediği bir kişiye bizzat bildirmesine de izin verilir (CMK m. 107/2).

3. TUTUKLULUK SÜRESİ (CMK 102. M.)

CMK, Anayasa ve AİHS’nin düzenlemelerinden de açıkça anlaşılacağı üzere tutuklama, şüpheli ve sanığın suç işlediği konusunda kuvvetli suç şüphesinin bulunması, kaçma ve delil karartma şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunması veya mahkemelerce verilmiş özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirleri ve kanunda sayılan diğer hallerde hürriyetin kısıtlanmasıdır.
Tutuklama, üç temel hukuk metninde düzenlenmiştir. Bunlar: 2709 sayılı T.C. Anayasası m. 19, AİHS’nin 5. maddesinin 3. fıkrası ve CMK’dır.
Kişi temel hak ve özgürlüğüne tutuklama koruma tedbiri, ağır şekilde müdahale etmektedir. Bu nedenle CMK’da tutuklama tedbirinin mümkün olduğunda sınırlanması amaçlanmış ve bu yönde düzenlemeler yapılmıştır.
CMK düzenlemesine göre tutuklama kararından sonra tutukluluğun devamına ve tahliye taleplerinin reddine ilişkin kararlar ile tutukluluk süreleri uzatılabilmektedir. CMK m. 102, tutukluluğun devam edebilmesi için azami süreler öngörmüştür.
Tutuklulukta geçecek süre bakımından CMK’nın 102. maddesi ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve girmeyen işler şeklinde bir ayrıma gitmiştir. Buna göre; ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi azami bir yıldır. Bu süre zorunlu hallerde altı ay daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde ise, tutukluluk süresi azami iki yıldır. Bu süre de zorunlu hallerde toplam üç yıl daha uzatılabilir. Eğer bu ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümü’nde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan ise uzatma süresi beş yılı geçemez.
Tutukluluk süresinin uzatılmasına ilişkin kararlar, cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile bunların müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir. Uzatma kararı verilirken mutlaka gerekçe gösterilmesi gerekir. (CMK m. 102).
Belirtmek gerekir ki tutukluluğun makul süreden uzun olması, kişilerin özgürlük ve güvenlik hakkını güvenceye bağlayan ve iç hukukumuzun bir parçası olan AİHS m. 5/3’e aykırıdır. Bu güvencenin doğal sonucu olarak tutukluluğun devamına karar verilirken mutlaka devam kararlarının gerekçeli olması gerekir.
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi azami iki yıl olarak düzenlenmiştir. Bu sürenin zorunlu hallerde de uzatılması mümkündür. CMK uzatma süresinin üç yıl olduğunu belirtmiştir. Burada, normal süre ve uzatma süresinin toplamının mı yoksa sadece uzatma süresinin mi üç yıl olduğu düşünülmektedir. Kanunun açıkça uzatma süresi olarak belirtmesiyle üç yıllık süresinin sadece uzatma süresi olduğu anlaşılmaktadır.

SONUÇ

Türk Ceza Yargılaması Hukukunun en büyük sorunlarından biri bitmeyen soruşturma ve davalar, tutuklama tedbirinin amacına aykırı şekilde sıklıkla kullanılması, uzun tutuklulukların koruma tedbirinden çıkıp cezaya dönüşmesi ve bu hususa itiraz edilebilecek etkili bir itiraz merciinin olmayışıdır.
Ceza yargılamasının amacı bir taraftan mağdur ve suçlananın haklarını korumakken diğer taraftan kamu düzeni ve kamu barışının gözetilmesidir. Ancak, uygulamadan kaynaklanan hatalar ve bu hataların ısrarla düzeltilmeyişi suç sayısında artışa yol açacağı gibi hukuk ve adalet anlayışını da zedeleyecektir. Yine, ceza yargılamasını ağır işleyişi ve suçların önlenmesi hususundaki uygulamadan kaynaklanan ihmaller, hukuk alanında yaşanan sorunları büyütecektir.
Bu problemlerin ortadan kaldırılabilmesi için, öncelikle hazırlık soruşturmaları çok iyi yapılmalıdır. Bundan şunu anlamak gerekir; deliller toplanmalı ve toplanan delillerin değerlendirmesi bilirkişi vasıtasıyla soruşturma aşamasında tamamlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturma aşamasının iyi yürütülmesi çok önemlidir.
Ancak ülkemizde oldukça geri kalmakta ve yerine getirilmemektedir. Çalışmam da tutuklama ve gözaltı kararlarına yer verip değerlendirmeler yapmış bulunmaktayım.

 

KAYNAKLAR

 

Aksoy, İpekcioğlu Pervin, “Yakalama ve Gözaltına Alma Koruma Tedbirleri”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C.9
Centel, Nur – Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, İstanbul 2008.
Centel, Nur Başar, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi, İstanbul 1994
Centel, Nur, Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama ve Yakalama, İstanbul 1992.
Eser, Albin (Çev. Nur Centel), Alman ve Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Sanığın Hukuki Durumu, YD 1990, C. 3, S. 3
Donay, Süheyl., 2010, Ceza Yargılama Hukuku, İstanbul, Beta Basım Yayın
Erem, Faruk: Ceza Usul Hukuku, 5. Bası, Ankara 1978
Eryılmaz, M. Bedri, Kolluğun Yetkileri Açısından Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) ile Yeni CMUK Tasarısının Düşündürdükleri, ABD 2000
Koca, Mahmut, “Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği Hakkında Genel Bir Değerlendirme”, EÜHFD 1999, C. III, S. 1
Köksal, Ayhan, “CMUK’nda Tutuklama ve 1961 Anayasası”, İÜHFM 1964, C. 30, S. 1-2.
Şahin, Cumhur, Ceza Muhakemesi Hukuku I, Ankara 2009
Toroslu, Nevzat ve Feyzioğlu, Metin., 2009, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Baskı, Ankara, Savaş Yayınevi
Ünver, Yener ve Hakeri, Hakan., 2010, Ceza Muhakeme Hukuku, 3. Baskı, Ankara, Adalet Yayınevi
Özbudun, Ergun: Türk Anayasa Hukuku, 8. Bası, Ankara 2005
Özbek, Veli Özer: Ceza Muhakemesi Hukuku, 1.Bası, Ankara 2006
Öztürk, Bahri/ERDEM, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2008

İlgili Mesajlar

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir