TÜRK HUKUKUNDA PARLAMENTER  SİSTEM UYGULAMASI

adalet ders notları

T.C. 

BEYKENT ÜNİVERSİTESİ

MESLEK YÜKSEK OKULU 

HUKUK BÖLÜMÜ

ADALET PROGRAMI

 

 

 

 TÜRK HUKUKUNDA

PARLAMENTER  SİSTEM UYGULAMASI

  (Yönlendirilmiş Çalışma)

 

 

 

 

 Hazırlayan :

Tayfun KAYA

 

 

 

 

 Danışman:

 Öğr.Gör. TÜLAY ÖZGÜL

 

 

 

 

İSTANBUL,2019

YEMİN METNİ

 

Yüksek Lisans Tezi olarak sunduğum  “Türk Hukukunda Parlamenter Sistem Uygulaması  ” başlıklı bu çalışmanın, bilimsel ahlak ve geleneklere uygun şekilde tarafımdan yazıldığını, yararlandığım eserlerin tamamının kaynaklarda gösterildiğini ve çalışmamın içinde kullanıldıkları her yerde bunlara atıf yapıldığını belirtir ve bunu onurumla doğrularım. 11.03.2019   

                                                                                          TAYFUN KAYA

 

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER…………………………………………………………………………………………………

GİRİŞ……………………………………………………………………………………………………………….1

Birinci Bölüm

GENEL OLARAK PARLAMENTER SİSTEM

 

1.1 .Parlamenter Sistemin Tanımı……………………………………………………………..2

1.2. Parlamenter Sistemin Tarihsel Gelişimi………………………………………………….4

1.3. Parlamenter Sistemin Yapısı ve Özellikleri………………………………………………6

1.4. Parlamenter Sistemde Yasama……………………………………………………………7

1.5. Parlamenter Sistemde Yürütme……………………………………………………………9

1.6. Parlamenter Sistemin Avantajları ve  Dezavantajları………………………………………………………………………………11

 

İkinci Bölüm

TÜRK HUKUKUNDA PARLAMENTER SİSTEM UYGULAMASI

2.1. Cumhuriyet’in Kuruluşu ve Parlamenter Sistem Yapılanması…………………………………12

2.2. 1921 Anayasası………………………………………………………………..12

2.3. 1924 Anayasası …………………………………………………………………………….13

 2.4. Yasama ……………………………………………………………………………………..14     

2.5.  Yürütme …………………………………………………………………………………………..14        

2.6. 1961 Anayasası ve Çok Partili Siyasi Yaşam ……………………………………………….15

2.7. Yasama ……………………………………………………………………………………………………16 

2.8. Yürütme ………………………………………………………………………………………………….17         

2.9. 1982 Anayasası ve Günümüz Siyasi Yaşantısı  ………………………………………………..18           

2.10. Yasama ……………………………………………………………………………………………..19         

 2.11. Yürütme ……………………………………………………………………………………………….21

SONUÇ…………………………………………………………………………………22

KAYNAKLAR………………………………………………………………………

 

PARLAMENTER SİSTEM

 

1.1.Tanım

Tanımı.

Modern demokratik ülke ve toplumlarda parlamenter hükümet sistemi yasama, yürütme temelinde açıklanmaktadır. Parlamenter sistem; yasama ve yürütmenin yumuşak kuvvetler ayrılığı ile birleşerek bir bütün olduğu bir hükümet sistemidir. Devleti oluşturan tarihsel kurumlardan biri olan meclis ulusal ve bireysel çıkarların temsili temeline dayalı olarak oluşmuştur. Parlamenter sistem ülkelerin anayasaları ile şekillenmektedir. Meclis’in sadece yasamaya odaklandığı, yürütmenin gerçek gücünün kabine tarafından icra edildiği bir sistemdir.  

“Parlamenter sistem ya da onunla aynı anlamda kullanılan “parlamenterizm” terimi, “parlamento” sözcükten ortaya çıkmıştır. “parlamento” kelimesi, köken olarak “parler” yani konuşma kelimesinden kaynaklanmış ve zamanla konuşulan yeri anlatmak için kullanılmaya başlanmıştır. 

Parlamenter sistem tanımlamaları kavrama yapı itibarı ile genel olarak yasama, yürütme ekseninde açıklamalar getirdiklerini görürüz. Buna binaen bazı yazar ve akademisyenlerden parlamenter sistem tanımlamasına ilişkin misaller verebiliriz.  

“Parlamenter rejim, yumuşak kuvvetler ayrılığına dayanan, yasama ve yürütme güçlerinin yani meclis ve hükümetin karşılıklı olarak birbirlerini denetledikleri ve birbiri üzerine etkili oldukları bir yönetim biçimidir.” 

Parlamenter sistemle ilgili diğer bir tanımlama da şöyledir; “Kuvvetler ayrılığı ilkesinin yumuşak bir biçimde uygulandığı ve yasama ile yürütmenin arasında etkileşimin bulunduğu hükümet sistemidir.”                                                        

Parlamenter hükümet veya kabine hükûmeti, kısaca, “yürütme iktidarının, yasama iktidarından kaynaklandığı ve ona karşı sorumlu olduğu anayasal demokrasi tipi” olarak tanımlanmaktadır.

Parlamenter sistemi bir başka daha farklı bir biçimde şu şekilde de ifade edilebilir; “Parlamenter hükümet sistemi, yasama ve yürütme kuvvetlerinin birbirinden “yumuşak”  şekilde ayrıldığı bir hükümet sistemidir. Bir yanda “devlet başkanı”, diğer yanda ise hükümet yani bakanlar kurulu bulunur. Devlet başkanı sorumsuzdur. Hükümet ise meclis yani parlamento karşısında sorumludur. Hükümet meclisin içinden çıkar ve onun güvenine dayanır. Yani hükümet meclis tarafından güvensizlik oyuyla görevden alınabilir. Buna karşılık, hükümet de, meclisi feshedebilir. Yani parlâmenter sistemde, yasama ve yürütme organları birbirlerinin hukuksal varlığına son verebilme yetkisine sahiptir. Parlâmenter hükümet sistemlerinde bir kişi birden fazla görevi yerine getirebilmekte ve görev alabilmektedir örneğin aynı kişi, aynı anda, hem yasama, hem de yürütme organında görev alabilir. Parlâmenter hükümet sisteminde yasama ve yürütme organlarında arasında işbirliği vardır. Hükümet yani bakanlar kurulu yasama organının çalışmalarına katılabilmektedir.

 

Günümüzde demokrasilerde en çok  siyasal uygulama “parlamenter yönetim biçimi” olarak görülür. Parlamenter yönetim, meclis hükümeti sisteminde olduğu gibi, sistemin merkezine meclisi yerleştirmektedir. Bundan dolayı, yürütme organı yani hükümet parlamentodan meydana gelemektedir ve parlamento karşısında siyasal olarak sorumlu olmaktadır. 

Tüm parlamenter yönetimlerin değişmeyen ortak noktası, hükümetin meclis  çoğunluğunun güvenine dayanmasıdır. Ancak, meclis hükümeti ile parlamenter rejim arasındaki fark yürütmenin bulunduğu konumdan kaynaklanır. Parlamenter yönetimde yürütme, güçleştirilmiş yapısı ile daha baskın konumda yer alır.    

                                                                                                                                     Parlamentoya karşı sorumlu olmakla beraber, ayrı bir kişiliğe sahip, meclise karşı bir takım yetkilerle donatılmış bir yürütme söz konusudur. 

Parlamenter yönetimlerde hükümet parlamentoya(meclise) dayanmak ve parlamento içinden çıkmak zorunluluğu vardır ama meclisten bağımsız hareket etme olanağınada sahiptir. Bu özellik parlamenter rejimi meclis hükümeti rejiminden ayrı tutmaktadır. Hükümetin hukuksal kimliği parlamenter yönetimlerde ayrı ayrı ve özerktir.

Bir başka söyleyişle de parlamenter sistem, yasama ve yürütme arasında bir eşitliğin yani bir dengenin olduğunu, her iki kuvvetin birbirinin çalışma ve fonksiyon alanına girdiği, işbirliği yaptığı fakat birbirine üstün olmadığı olmadığı bir yönetim sistemi olarak ifade edilmiştir. Yani Montesquieu’nün ifade ettiği kuvvetler ayrılığına bakış uygulamada parlamenter sistemin fonksiyonlarının işlerlik kazanabilmesi için adeta merkeziyetçilikten uzak ve özerk olarak güçleri eşgüdümünü gerektirmektedir. Bu kabiliyete sahip olan rejimler başarılı parlamenter rejimler olarak atfedilebilir. 

 Hükümetin görev başında kalması ve sorumluluğu yasama kurumuna dönük olduğundan, bu sistem parlamenter sistem, yürütme işlevi bir bakanlar kurulunca yüklenildiğinden de Kabine Sistemi adıyla tanınır.

Uygulamada parlamentarizm iki organdan hiçbirinin devamlı bir biçimde diğerine egemen olmaması ve her ikisinin de kamuoyu denetimine tabi olması ile sağlanmaktadır. Bu nedenle bu sisteme “Kamuoyu Hükümeti” adı verilmektedir.

 

1.2.Parlamenter Sistemin Tarihsel Gelişimi

 Parlamenter sistem bulunduğu coğrafyanın tarihi, kültürü, sosyo ekonomik ve diğer birçok siyasal alışkanlıklarında cereyan etmesi sonucu evrimleşmiştir. Bu yüzdendir ki tarihsel süreç içersinde İngiltere Adası’nda ortaya çıkmış oradan da Kıta Avrupası’na geçmiş insani ilişkilerin gelişmesi ile de bütün dünyaya yayılmıştır. 

Latince kökenli parlamento kelimesi Türkçe’deki meclis ve divan kelimelerinin karşılığı olup, bir karara varmak için görüşme yapan kurul anlamına gelmektedir. Hukuk ve siyasi bilimlerde parlamento, halkı temsil etmek üzere, halk tarafından seçilen insanlardan meydana gelen, kanun yapan ve devletin önemli işlerine karar veren siyasi kurul demektir. Devlet işlerinin görüşüldüğü her kurul parlamento değildir. Parlamenter sistemin doğuş ve gelişiminin tarihi İngiltere’nin siyasi tarihiyle paralellik gösterir.

“Tarihsel anlamda Aristoteles’ten Montesquieu’ya kadar düşünürler  yönetim biçimleri hakkında asırlar boyu bir çok ayrıma gitmiştir. Montesquieu bu sınıflandırmayı istibdat(despotluk), saltanat(monarşi), meşrutiyet(veya cumhuriyet) olarak ifade etmiştir.Öyle ki günümüz parlamenter sistemi monarşinin nihai sonucu olarak gelişimini tamamlamıştır. 

Parlamenter sistem monarşinin tamamen kaybolmadan evrimleşmesiyle yönetilenlerle yönetenler arası müzakereler sonucu ortaya çıkmış yaşayan bir  sistemdir.                                                     

Ortaçağın istibdat dönemi içersinde bir despotluğun güçlenerek diğerlerini hükümranlığı altına alması, monarşiye dönüşmesi ve sonra tekrardan kralın yönetsel erklerini bu örgütlü güçler yani derebeyi, din adamı, asker gibi fraksiyonlara yöneten ve yönetilen sınıf ilişkisi içersinde devretmesidir.  

“Gerçek parlamentarizm, monarşik kudretin zayıflama, temsili kudretin yükselmeleri sırasında birbirlerine denk ve eşit oldukları bir dönemde ortaya çıktığından bir geçiş rejimidir. Ancak bir süre için gücünü aldığı bu durum aynı zamanda güçsüzlüğünün de nedeni olmaktadır.” Monarşi zayıfladıkça parlamenter sisteme doğru ters orantılı bir gelişim başlar“Gelişim devam ettikçe iktidar halka doğru kayar ve halkta bu iktidarı parlamento ile paylaşır böylelikle parlamenter sistem yerini meclis rejimine bırakır.Meclis hükümeti sistemi parlamenter sistemin tamamen kaybolduğu bir olgudur çünkü artık parlementer sistemin kuvvetler ayrılığından doğan özel yapısı meclis rejimi ile yerini kuvvetler birliğine bırakır.  

Dönemin şartları içersinde; “Parlamenter rejimin yavaş yavaş gerçekleşmesini sağlayan etkenler arasında ilk olarak seçimle oluşan bir alt meclisin bulunmasını gösterebiliriz.

Tarihsel gelişmeler sonucu ortaya çıkan parlamenter rejim monarşi rejimin aşamalı olarak değişmesi ile sınırlı monarşi ve parlamenter monarşi olarak başkalaşım göstermiştir. Monarşi iktidarını başbakan ve bakanlar kurulu ile paylaşmak zorunda kalmıştır. Zamanla parlamentonun baskınlığı artmış ve Kral’ın yetki ve görevleri zayıflamıştır. Tarihsel süreç içersinde kral tarafından atanan başbakanın yetkileri artmıştır. Bu beraberinde siyasal sorumluluğu da getirmiştir. Kralın siyasi olarak sorumsuz olması meşruiyetinin kaybolmasına sebep olmuştur. İhtilaller ve hanedan değişimleri Kral’ı ana aktör olmaktan çıkarmıştır. Nihai olarak Hanover Hane’danının Alman kökenli olması sebebiyle Kralın İngilizce bilmemesi bakanlar Kurulu toplantılarından Kralın kopmasına sebep olmuş ve bu tarihi olay Başbakanlık makamının doğmasına vesile olmuştur.   

                                                         

Eski çağlarda hükümdarlar mutlak yetkiye sahipti. Yetkilerinin kaynağı ilahi idi. Ülkeyi askeri güçle yönetirlerdi. Hükümdarın gücü ve yetkileri sorgulanmaz ve değiştirilemezdi. Hükümdarın devrilmesi ancak ülke dalında bir savaş veya ülke içinde bir isyanla mümkün olabiliyordu. Zamanla uygarlığın gelişimi devlet yönetim yapısını değiştirmiş, yönetilen ve yöneten etkileşiminin bünyesine bilgi ve insan unsuru katılmaya başlanmıştır. Bu da siyasal sistemde köklü değişikliklere yol açmıştır. 

Parlamenter düzenin esasını seçime dayanan ve temsil niteliği olan bir parlamentoya karşı sorumlu bir hükümetin bulunması oluşturmaktadır. İşte klasik demokrasi anlayışında bu kadar önemli bir yeri bulunan parlamento kurumu ve parlamenter sistem İngiltere’de gelişmiş; diğer ülkelere buradan geçmiştir.

Parlamenter rejim, demokrasi Avrupa aydınlanma çağı ve İngiltere siyasal tarihindeki anayasalcılık hareketlerine paralel olarak ortaya çıkan bir rejimdir. Bu rejim önceden düşünülmüş akla dayanan bir planın zorlamasıyla veya insanların isteklerinden doğmamıştır. Uzun bir tarihsel evrimin sonucudur

“Parlamenter sistem gerek tarihi öncelik gerekse de içerik açısından farklı biçimlendiği İngiltere ve Fransa’da gelişim göstermiş bir hükümet sistemidir. Ancak sistemin ayırıcı özelliklerinin belirginleştiği ilk ülke İngiltere olduğundan, parlamenter sistem bu ülke ile anılmaktadır. Sistemin temek kurumlarının İngiltere monarşisinin geçirdiği evrim ile koşul olarak oluşturulması, parlamenter sistemin İngiltere tarihi ile özdeşleşmesi sonucunu doğurmuştur. Dolayısıyla parlamenter sistemin nüvesini Normanların Adayı 1066’daki istilasında aramak mümkündür. Bu tarihten sonra, 1215 Magna Carta Libertatum, 1295’deki Model Parlamento, Stuartlar Dönemi, 1688 İhtilali ve Hanovre Hanedanı’nın tahta çıkmasıyla sistemin kurumlarına ilişkin tarihi süreç işlemiş ve olgunlaşmıştır.

Ortaçağ’da Fransa ve İngiltere’deki feodal monarşi parlamenter demokrasiye geçilirken her iki ülkede süreç birbirine zıt bir biçimde geliştiği söylenebilir. Fransa’da geçiş ihtilal ile olurken İngiltere’de geçiş evrimsel bir çizgi izlemiştir. Fransa’da önce feodal monarşi yerini mutlak monarşiye bıraktı. Mutlak monarşi ancak Fransız ihtilali ile yıkılabildi. İhtilal sonrası cumhuriyet ve beraberinde parlamenter demokrasiye geçilmeye başlandı.

 

1.3.Parlamenter Sistemin Yapısı ve Özellikleri

 Parlamenter sistemde iki başlı yürütme vardır. Yürütmenin sorumlu başını başbakan, sorumsuz başını da devlet başkanı meydana getirir.

 Devlet başkanında siyasal bir sorumsuzluk vardır. Bu sebeple, devlet başkanının işlemlerine ilgili bakanlar ve sorumlu başbakan katılır. Devlet başkanı, parlamenter sistemde, uzlaştırıcı ve uyarıcıdır. Devlet işlerinin yürüyüşünü yakından izler. Gereken hallerde, hükümeti, izlediği politikadan dolayı destekler veya aksaklıklar görürse uyarır. Kısaca belirtmek gerekirse, devlet başkanı hükümet etmez.

 Yürütmenin ikinci kanadını oluşturan Bakanlar Kurulu, Meclise karşı sorumludur. Başbakan ve bakanları atarken devlet başkanı tam olarak serbest değildir. Ülkede bulunan siyasal koşullar, Meclis çoğunluğunu nazara alarak, Meclis çoğunluğundan güvenoyu çıkarabilecek bir hükümeti görevlendirmekle yükümlüdür. Kuruluşta hükümetin güvenoyu alması yeterli değildir; görev sırasında Meclisin güvenini de devam ettirmesi gerekir. Meclisin güvenini yitiren hükümet düşer.

Parlamenter sistemde, hükümetin yalnız Meclisin çoğunluğunun güvenini kazanması yeterli değildir; halkın da güvenini kaybetmemesi gerekir. Şu, ya da bu biçimde halkın güvenini yitiren hükümet, Meclis çoğunluğuna dayansa da, uzun süre iktidarda kalamaz.

 Parlamenter sistemde, hükümetin Meclis çoğunluğuna dayanması, Mecliste çoğunluğu elde eden parti başkanının başbakan olması, parti mekanizması vasıtası ile yasama ve yürütme arasında uyumun sağlanmasında etkili olmaktadır. Parlamento dışında ve partiler üstünde bir hükümet kurulması yolu, parlamenter rejime ters düşen bir yoldur.

Güçlü ve istikrarlı hükümetler, Mecliste çoğunluğu elde eden parti tarafından kurulan hükümetlerdir. Bir partinin Mecliste çoğunluğunu sağlayamaması durumunda, partilerce ortaklaşa kurulan hükümetler, zayıf ve istikrarsız olmaktadır.) Parlamenter sistemde hükümet herşeyden önce, Meclise karşı sorumludur. Hükümet zamanla devlet başkanına karşı sorumlu olmaktan kurtulmuş ve yalnız Meclise karşı sorumlu olmuştur. Bu sorumluluk, bakanlar açısından bireysel bir sorumluluk olduğu gibi, Bakanlar Kurulu olarak ortak sorumluluğu da gerektirir. Ortak sorumluluk aynı zamanda dayanışmalı bir sorumluluktur. Kusuru olmayan bakan da bu sorumluluğu paylaşır.

 Parlamenter sistem iki Meclisli olabileceği gibi, tek Meclisli de olabilir. İki Meclisli olması durumunda, Bakanlar Kurulu, genel olarak, Meclislerden birine karşı sorumludur; ikinci Meclise hükümeti düşürme yetkisi tanınmaz.

 Parlamenter sistemde, yasama ile yürütme arasındaki ilişki, işbirliği ve karşılıklı etkileme mekanizmasına dayanır.

Yasama, yürütmeyi çeşitli yollarla denetler ve gözetim altında bulundurur. Meclis çoğunluğu güvensizlik oyu mekanizması ile hükümeti düşürebilir. Meclisin bu yetkisine karşılık, yürütme de, Meclisi feshetme olanağına sahiptir. Hükümetle Meclis arasında çıkan anlaşmazlıklarda, Meclisin yürütme tarafından feshedilmesi yoluna gidilmektedir. Yürütmenin meclisi fesih yetkisi, parlamenter rejimde, istikrarın sağlanmasında önemli bir yeri olan bir sistemdir.

 

1.4.Parlamenter Sistemde Yasama

Yasama seçilmiş olan parlamenterler aracılığı ile tek veya çift meclis düzeninde o devletin işleyişini belirleyecek kanunları koymak demektir. Yasama gücü ile halk tarafından seçilen parlamenterlerin birlikte yaşama kurallarını belirlemesidir. Yasama, devletin genel iradesini temsil eder ve bu sıfatla kanunları yapar, değiştirir ve kaldırır.

 Yasama işlemi, işlemi yapan ya da işlemin kaynağı olan organın, yasama organı olduğuna vurgu yapan nitelemedir. Parlamenter hükümet sisteminde yasama organının önemi, yürütme organının iktidarına kaynaklık etmesi ve yürütme organının kendisine karşı sorumlu olmasından kaynaklanmaktadır. Modern parlamenter hükümet sistemlerde yasama organında çoğunluğa sahip partinin iktidar partisi olması ve buna bağlı olarak yasama-yürütme arasında gitgide bir tekliğin ortaya çıkmasından dolayı yasamanın yürütmeyi denetlemesi gibi bir fonksiyonu kalmamıştır. Parlamenter sistemlerin, kurucu ilkelerini parlamentonun egemenliğinden aldıkları ifade edilmektedir. Fakat parlamentonun egemenliğinin söz konusu olması, yasama ve yürütme organları arasında gerçek bir karşılıklı bağımlılığı imkânsız kılar. Artık, parlamenter hükümet sisteminin parlamentonun egemenliğine dayanan bir hükümet sistemi olduğu düşüncesinin bir efsane olduğu ifade edilmektedir. Sağlıklı işleyen bir parlamenter hükümet sistemi hiç bir zaman parlamentonun saf bir egemenliğine dayanmaz. Bu açıdan değerlendirildiğinde bir parlamenter hükümet sisteminde parlamento egemenliği ne kadar azaltılırsa, hükümetin işleyişi de o kadar sağlıklı olacaktır. Nitekim günümüzdeki parlamenter sistemler değerlendirildiğinde görülecektir ki, parlamento karşısında üstünlüğü genel egemenliğinden ziyade yürütme organının parlamento karşısında üstünlüğü genel olarak varlığını hissettirmektedir. Zira parlamento faaliyetlerinin birçoğu, zaten parlamento içerisinde çoğunluğa sahip olan iktidar partisinin kontrolü altındadır. Parlamentonun en başta gelen fonksiyonu bile hükümetin kontrolü altında olmaktadır. Kabul edilen kanunların yaklaşık %85’inin Bakanlar Kurulu tarafından “tasarı” biçimlerinde parlamentoya sunulmuş öneriler olduğu gerçeği bu durumu ispatlayan en bariz delildir. Hükümeti denetleyen ve dengeleyen unsur olarak karşımıza muhalefet partileri çıkmaktadır. Hükümetin yasama organı karşısında üstün olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü hükümetin programını hayata geçirebilmesi için böyle bir üstünlüğe sahip olması zorunludur. Hükümetin yasama organı karşısında fiilen de olsa üstün olmasını tehlikeli görmek doğru değildir; asıl tehlike hükümet programını gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu yasal düzenlemeleri çıkarmadığı zaman söz konusu olacaktır. 

Parlamenter hükümet sistemi içinde yukarıda ifade ettiğimiz şekliyle yürütmenin yasama karşısında üstün konumda olması temel hak ve hürriyetler ve hukuk devleti ilkesi açısından tehlikeli görülebilir. Bir anlamda yasama ve yürütme organlarında birlik olması temel hak ve hürriyetleri açısından tehdit teşkil edebilir. Ancak çağımızın gerekleri ve geçmişte yaşadığımız otorite boşluğu kaynaklı tecrübeler, temel hak ve hürriyetler açısından yürütme kuvvetinin etkin olmasının gereğini ortaya koymaktadır. Temel hak ve hürriyetlere yürütmeden gelecek tehlikeler için de yargı denetimini etkin hale getirmek en doğru seçim olacaktır. “Ayrıca sosyal devlet ilkesinin gereği Devletin ekonomik ve sosyal hayattaki görevlerinin bir hayli arttığını düşünecek olursak, yürütme kuvvetinin güçlü konumu, ekonomik ve sosyal haklar açısından ve dolayısıyla temel hak ve hürriyetler açısından pozitif etkiye sahip olacaktır. Parlamento hükümet sistemi açısından yasama organının tek meclisli ya da iki meclisli olması büyük bir öneme sahip değildir. Çift meclisli bir yapı, tarih gelişim seyri dikkate alındığından görülecektir ki, monarşilerin aristokratik bünyesiyle ilgilidir.

 

Günümüz demokrasi anlayışı dikkate alındığında, ikinci meclislerin eski fonksiyonlarını yitirdikleri görülmektedir: Ya yine halk tarafından seçilen ikinci meclisler karşımıza çıkmaktadır, ya da ülkeler yavaş yavaş ikinci meclislerin ortadan kaldırılması yönünde düzenlemeler yapmaktadırlar. Var olan ikinci meclislerin de genellikle birinci meclisler kadar etkin olmadıkları, yetkilerinin kısıtlandığı görülmektedir.                                            Parlamenter hükümet sisteminde yürütme organı doğrudan doğruya seçimle iş başına gelmez. Yürütme organı genel olarak yasama organı içinden çıkmaktadır. Yürütme organı genel olarak yasama organı içinden çıkmaktadır. Yürütme organının sorumlu olmayan kanadı olan devlet başkanı, monarşi sistemlerde irsi olarak, cumhur sistemlerde yasama organı tarafından seçilerek işbaşına gelir. Parlamenter hükümet sisteminde yürütme organının sorumlu kanadını oluşturan kabine, doğrudan halk tarafından seçimle işbaşına getirilmez. Kabine esas itibariyle yasama organı üyelerinden oluşur ve yasama organından kaynaklanır. Parlamenter hükümet sisteminde yürütme organının başladığı görevi devam ettirebilmesi için yasama organının güvenine ihtiyacı vardır. Yasama organı yürütme organına güven duymadığı takdirde yürütme organının görevine güvensizlik oyu ile son verebilir.

Parlamenter hükümet sistemi içinde yasama organının bütçenin kabulü, Uluslararası anlaşmaların yapılması, hükümetin denetlenmesine ilişkin soru, gensoru, genel görüşme, meclis araştırması, meclis soruşturması gibi vasıtalarla yürütme organını etkileyen çeşitli yetkileri vardır. Parlamenter sistemlerde yasama kurumlarının çeşitli işlevleri vardır. Kurumun asıl işlevi tabi ki yasa yapmaktır ancak yasama sadece kural koyucu bir mekanizma değildir. Aynı zamanda temsil işlevini de üstlenmekte bu sayede geniş kitlelerin siyasal katılım oranlarını arttırmaktadır. Bu yönüyle yöneticilerin temsilciler yoluyla yönetime katılma fiiliyatı sağlanır. Bu sayede yönetim meşrulaşma işlevi yerine getirilmiş olup sistem için emniyet supabı aynı zamanda acil çıkış kapısı yaratılmış olur. Meşrulaştırma genel olarak yönetimin itibarını arttırır çünkü kitlelerin katılımı sağlanmış olur.  Bu sayede yönetilenlerin yönetime katıldığı izlenimi verilmektedir. Emniyet supabı olma işlevi parlamentonun siyasal karar alma süreçlerini etkileyebilmesi sayesinde meydana çıkar. Çıkış yolu işlevi ise siyasal tıkanıklıklarda kendini gösterebilir. Böylelikle istibdat dönemlerinden güvenle çıkılabilmesi için uygun ortamı sağlamış olur. Siyasal eğitim ve toplumsallaştırma ise yasamanın bir başka işlevidir. Yani toplumu bilgilendirmek ve siyasal konularda aydınlatmak gibi önemli bir yönü vardır. Bununla birlikte siyasete yeni kadrolar kazandırılabilmektedir. Toplumsallaştırma işlevi sayesinde ülkenin doğusu batısı, kuzeyi güneyi bütün mecraları ile parlamento yüksek şurasına katılmaları sağlanır. Bir başka yasama işlevi ise denetlemedir. Denetleme işleviyle yasama bilhassa yürütmeyi ve bürokrasiyi kontrolde tutma kabiliyetine sahiptir. Aynı zamanda yasamanın hükümet danışmanlığı gibi özel bir işlevi daha vardır. Bu yönüyle önemli görülen bazı konularda hükümetin yasama kurumunun onayını almaksızın eyleme girişmesi anayasal çerçevede engellenmiş olur. Son olarak yargı işlevinden söz edilmektedir ancak bu işlev yasamanın sıklıkla karşılaşılan bir yönü değildir. Çünkü bu işlevin ortaya çıkabilmesi için devlet başkanının yargılanması, dokunulmazlıkların kaldırılması gibi yargısal kararları içeren özel durumların oluşması gerekir.

 

1.5.Parlamenter Sistemde Yürütme

En geniş anlamıyla yürütme, yönetimin meclis tarafından çıkarılan yasaları ve politikaları uygulama sorumluluğu olan tarafıdır. Yürütme organı, hükümet başkanı ve yürütmenin başından başlayıp tüm icra makamlarının polis, asker gibi üyelerine kadar uzanır. 

Parlamenter sistem içeresinde yürütmenin kendine özel bir takım özellikleri bulunmaktadır. Siyasal yürütme kendi personelini meclis içerisinden çoğunlukla başta olan parti ve partiler içindeki mevki ve makamları göz önünde bulundurularak seçilir. Yürütme, meclisin güvenoyunu koruduğu sürece yönetimde kalacağı için doğrudan doğruya meclise karşı sorumlu olur. Hükümet genellikle yürütmenin başı olarak göründüğünden ortaklaşa liderlik fikrini sembolize eder. Başbakan parlamenter bir memur olduğundan dolayı ayrı bir devlet başkanı, anayasal bir hükümdar veya yürütme-dışı başkan sıfatıyla törensel görevleri ve devlet işlerini yerine getirmek zorundadır.

Parlamenter hükümetlerde bakanlar kurulu ve bakanlar kurulunun başı olarak başbakan yasama organına karşı siyasal olarak sorumludur.

Parlamenter sistemler yürütme bakımından ele aldığımızda iki başlı (bicephalisme) bir yapıda olduğu ortaya çıkar. Şöyle ki devlet başkanı yürütme ile ilgili birçok konuda müdahil olabilir.

Yürütmenin ilk kanadını devlet başkanı oluşturmaktadır. Devlet başkanı monarşik tipteki parlamenter sistemde kral, cumhuriyet tipindeki parlamenter sistemde ise cumhurbaşkanı sıfatını almaktadır. Öyle ki devlet başkanının yasama organına karşı hiçbir siyasi sorumluluğu yoktur. Bunun anlamı şudur; parlamentonun devlet başkanını azletme yetkisi yoktur yani görev süresi bitene kadar parlamento tarafından görevden alınamaz. Ancak bu durum ülkelerin anayasalarına göre farklılık göstermektedir yani bazı ülkelerde devlet başkanı vatana ihanet suçundan görevden alınabilmektedir. Ancak her şeyden önemlisi devlet başkanının sistem içerisinde sembolik bir varlık göstermesidir. İcrai yetkilerini başbakan ve bakanların karşı imzası ile kullandığı için bu uygulamalardan doğrudan doğruya hükümet sorumlu tutulmaktadır.

Yürütme organının ikinci kısmı ise, bakanlar kurulu, hükümet ya da kabine olarak adlandırılan ortaklaşa bir icra organı oluşturur. Hükümet ülkenin bütün siyasetini belirleyen icra yetkisi ile donatılmış kolejyal bir yapıya sahiptir. Bu yapı, başbakan ve bakanlardan oluşur. Başbakan, hükümetin başı olup bakanlar arasındaki eşgüdümü sağlar ve hükümetin genel siyasetini belirler.

Parlamenter sistemlerde yürütme doğrudan doğruya halk tarafından seçilmiyor, hükümet mwclis içinden çıkarılır. Devlet başkanı meclisten güvenoyu alabilecek kişiye hükümet kurma yetkisi verir ve o da kendi takımını oluşturacak şekilde hükümeti kurar. Kurulan hükümetler meclise  karşı siyasi anlamda sorumludurlar. Parlamenter hükümet sisteminde yürütme organının sahip olması gereken dört özellik vardır; yürütmenin iki başlı olması, devlet başkanının yürütme organının sorumsuz tarafını oluşturması, yürütme organının yasama organına karşı sorumlu olması ve yürütme organının yasama organını fesih etme yetkisine sahip olmasıdır.

 

Yürütmenin temel sorunu devlet başkanı, bakanlar kurulu; başbakan ve bakanların göreve geliş, görevinin sona ermesi yani istifa ve siyasi sorumluluklarla ilişkilidir. Devlet başkanı yürütme organının sorumsuz tarafını oluşturmakta meclis oyuyla seçildiği gibi soy bağınada dayanabilmektedir fakat parlamenter sistemde devlet başkanının halkınoyu  ile görece gelmesi daha çok yarı başkanlık ve başkanlı parlamenter sistemi ifade etmektedir etmektedir. Parlamenter sistemde yürütmenin yetkisi esas olarak bakanlara aittir. Bakanlar kurulu iki şekilde göreve gelir ki ilki başbakanın göreve gelmesidir ve daha sonra hükümet başbakan yönetiminde meydana gelir. “Hükümet ya da Bakanlar Kurulu başkanı kural olarak başbakandır.Parlamenter hükümet sistemini benimsemiş çeşitli ülkelere baktığımızda Başbakanın ‘kabine şefi’, ‘bakanlar konseyi başkanı’, ‘şansölye’ gibi isimlerle de anıldığını görmekteyiz.  Başbakan, genellikle devlet başkanı tarafından, meclis üyeleri arasından seçilir. Ancak parlamenter hükümet sistemi için zorunlu bir unsur değildir. Başbakanı atama hakkı. Devlet başkanının karşı imza kuralına bağlı kalmadan tekbaşına kullanabileceği haklar içersinde yer alır.

Hükümet üyesi bakanlar, esas itibariyle Başbakan tarafından seçilir ve devlet başkanının onayına cıkarılır. Bakanlar genellikle yasama organı tarafından seçilir ve bakanlık göreviyle yasama organı üyeliği birlikte yürütülür.  

Devlet başkanı hükümeti kurduktan sonra hükümet kurulmuştur. Bundan sonra yasama organının güvenoyunu almak gerekir. Kurulan hükümetin yasama organından güvenoyu alması, başladığı görevi devam ettirip ettiremeyeceği ile ilgilidir.

Parlamenter sistemde devlet başkanının görevinin sonbulması sistemin monarşi veya cumhuriyet olmasına göre değişiklik göstermektedir. Monarşide devlet başkanı ölene kadar veya istifa edene kadar görevde kalır fakat parlamenter sistem olan cumhuriyetlerde görev süresinin dolması, istifa, ölüm, Cumhurbaşkanı’nın görevini yapamayacak hale gelmesi, vatana ihanet yada anayasayı ihlal suçlarından mahkûm olması gibi gerekçelerdir. Bakanlar kurulunun görevi istifa, siyasal sorumluluk gibi gerekçelerden sona erebilir. Ayrıca başbakanın görevinin sona ermesi hükümetin yani bakanlar kurulunun sonbulması anlamına gelmektedir.

 

1.6.Parlamenter Sistemin Avantajları

Parlamenter sistemin en önemli avantajı olarak, genellikle, rejimde kilitlenmeyi engelleyen mekanizmaların varlığından söz edilir. Oysaki yasama ve yürütme organları arasında yumuşak bir ayrılığın ve işbirliğinin söz konusu olduğu parlamenter sistemlerde, bu iki erk arasında bir sıkıntı çıkması genel olarak düşük bir ihtimaldir. Sistem olası bir kriz dönemine girse bile ‘güvensizlik oyu’ ve ‘fesih’ gibi çözüm yolları mevcuttur. Bunalımla karşılaşılan durumlarda yasama ve yürütmeden fedakarlık edilerek demokratik sistem kurtarılır ve rejim işlemeye devam eder. Bu nedenle, parlamenter hükümet sistemlerinde rejimin kilitlenmesi, olasılığı  daha düşüktür. Güvensizlik oyu ve fesih araçlarıyla, kilitlerin çözülebildiği parlamenter sistem bu özelliğinden dolayı geniş ve sonuç üretilebilir bir sistem olarak değerlendirilmektedir. Oysaki parlamenter sistemlerde dinamik bir süreç söz konusudur. Seçimlerin yenilenmesi konusunda esneklik sağlayan bu sistemde, başkanlık sisteminin aksine, halkın desteğini ve işlevini kaybetmiş hükümetler sistem krizine dönüşmeden değiştirilebilir. Öte yandan parlamenter sistem, uzlaşmacı ve paylaşımcı bir yapıya sahiptir. Kazananın her şeyi kazandığı, kaybedenin her şeyi kaybettiği başkanlık sisteminin aksine parlamenter yönetimde hükümetin her şeyi kazandığı söylenemez. Zira görevde kalması yasama organının güvenine bağlıdır. Parlamenter rejimler, özellikle işbirliği hükümetleri aracılığıyla birçok siyasal partiye hükümet olma olanağını sunmaktadır. Hükümetin düşürülebilme olasılığı, iktidarı küçük partilerin de talep ve çıkarlarını dikkate almaya zorlar. İktidarda olamayanlar ise muhalefet partilerini oluşturarak meclis üyesi olabilirler. Kanunların yapılmasına ve hükümetin denetlenmesine katılarak böylelikle sistemden dışlanmamış olurlar. Son olarak parlamenter sistemde, devlet başkanının uzlaştırıcı bir etkisi vardır. Tarafsız ve partiler üstü kimliğiyle devlet başkanı sıkıntı yaşanan ortamlarda manevî ağırlık sağlar ve bir arabuluculuk üstlenerek çatışan taraflar üzerinde sakinleştirici bir etki gösterir.

 

Parlamenter Sistemin Dezavantajları

Parlamenter sistemlerle ilgili yapılan eleştirilerin başında ‘yürütmenin istikrarsızlığı’ sorunu gelmektedir. Parlamenter sistemlerde hükümet yasama organının güvenine dayanır; yani yasama organı tarafından her zaman görevden alınabilir. Bu da potansiyel bir hükümet istikrarsızlığına sebep olmaktadır. Buna göre bu sistemde yürütmenin istikrarını garantileyen bir mekanizma yoktur. Özellikle mecliste herhangi bir partinin tek başına çoğunluğu sağlayamadığı ve koalisyon hükümetlerinin kurulduğu dönemlerde hükümetler risk altındadır.

 Gerçekten de, bir çok koalisyon hükümeti tecrübesi yaşamış Türkiye’nin siyaset tarihi dikkate alındığında, hükümet istikrarsızlıklarının sık sık yaşandığı açıkça görülmektedir. Türkiye’de sadece 1961- 1981 yılları arasında 21 hükümet kurulmuştur. Parlamenter rejimin benimsendiği bir başka devlet olan İtalya’da da 1948-1992 yılları arasında toplam 50 hükümet kurulmuştur. Aynı şekilde sistemin başarılı bir şekilde uygulandığı diğer ülkelerde de durum aynıdır.

 Belçika, Danimarka, Finlandiya, Hollanda, Norveç, İsveç gibi parlamenter rejimlerdeki ortalama hükümetin yaşama süresi 22 aydır. Diğer yandan bir ülkedeki hükümet istikrarsızlıklarının o ülkenin, pek çok alanda olduğu 116 gibi demokrasi doğrultusundaki gelişimini de olumsuz yönde etkileyebileceğine ve sonuç itibarıyla daha büyük sıkıntılara yol açabileceğine dikkat çekmek gerekir. Örnek vermek gerekirse, Türkiye’de 1971-1980 arasındaki hükümet istikrasızlıklarının rejim(yönetim biçimi)

 

istikrarsızlığına ve rejim(yönetim biçimi) istikrarsızlığının da zamanla askerî darbelere sebep olduğu görülmüştür. Parlamenter sisteme yöneltilen ikinci eleştiri, zayıf, etkinliği düşük hükümetlere yol açmasıdır.

 Parlamenter sistemde hükümetin zayıf kalmasının nedenleri, hükümetin her zaman parlamento çoğunluğunun desteğine muhtaç olması, devlet başkanının hükümetle siyasî rekabete girişme ihtimali, hükümet kararlarının kolektif nitelik taşıması ve koalisyon hükümetlerinin kurulmasıdır.

 Koalisyon hükümetlerin kurulması ise parlamenter sistemlerin ez zayıf halkası olarak  saptanmaktadır. Örneğin parlamentoda herhangi bir partinin yalnız başına hükümeti kurulabilecek çokluğa ulaşamadığı olaylarda koalisyon hükümetine başvuru kendiliğinden oluşacaktır. Ancak bu koalisyon hükümetlerinin doğasında uzlaşmazlık hâli vardır; çünkü koalisyon hükümeti farklı partilerden oluşur ve bu partiler iktidar mücadelesi boyunca rekabet içerisindedir. Koalisyonlarda bir icraat bütünlüğü, bir kabine tecanüsü ve tesanütü görülememektedir.

 İşbirlikçilerin kendi aralarında anlaşma zarureti, koalisyon hükümetinin ivedilikle karar alamamasını da beraberinde getirmektedir. Bu durum da koalisyon hükümetlerinin ekseriyetle hiçbir şey yapamayarak miatlarını doldurmasıyla sonuçlanır. Böylelikle koalisyon hükümetleri yönetme yeteneğinden mahrum kalmış olurlar. Yönetim eksikliği sonucunda erken seçimlere gidilse dahi bu durumda hesap sorulacak partinin teşhisi zor olur. Zira sıkıntılı zamanlarda, koalisyon ortakları sorumluluk almak yerine birbirlerini suçlamakta; sorumlu ve yetkilinin kim olduğu tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu belirsizlik ve istikrarsızlık durumu ise ‘yönetemeyen demokrasi’ sorununu ortaya çıkarır ve parlamenter yönetimin demokratik niteliğini zayıflatır.

 

2.BÖLÜM

 

2.1. Cumhuriyet’in Kuruluşu ve Parlamenter Sistem Yapılanması

Türkiye’de Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte monarşik yapı Kanun-i Esasi sonrası 1921 ve 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunları ile parlamenter sisteme doğru yol almıştır.

2.2. 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ve Tek Pari Dönemi)

1921 Anayasası, 1923 yılında yapılan değişikliklere kadar yasamanın üstünlüğü ilkesinin benimsendiği katı bir güçler birliği sistemine dayanır. Çok kısa bir süre yürürlükte kalan bu anayasayla meclis hükümeti sistemi benimsenmiştir. Anayasanın ‘ yürütme erki ve yasama yetkisi milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisinde bulunur ve toplanır’ diyen 2. maddesi ile parlamenter meşruiyet ilkesi getirilmiş ve bunu ‘Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti Büyük Millet Meclisi hükümeti ünvanını taşır’ diyen 3. maddeyle açarak, yasamanın üstünlüğü ilkesinin katı uygulaması olan meclis hükümeti sistemi kurulmuştur. Anayasanın 8. maddesi ile de, hükümetin bölündüğü dairelerin meclisin kendi seçeceği vekiller aracılığıyla yönetileceğini belirterek meclis iradesini millet iradesi saymıştır.

 

1921 Anayasası yasama-yürütme yetkilerini mecliste toplaması, egemenliği kayıtsız şartsız millete vermesi ve bakanlara istediği gibi yön verebilmesi ve buna karşılık bakanlar kuruluna meclise karşı kullanabileceği paralel bir yetki tanımamış olması nedeniyle meclis hükümeti sistemini yaratmıştır. Ayrıca 1921 anayasasında devlet başkanlığı müessesesi de yoktur.Her ne kadar bu anayasa ile yürütme görevi icra vekillerine bırakılmışsa da vekillerin görevi meclisin aldığı kararı uygulamaktan ibarettir. İcra vekilleri heyetinin tabii başkanı olan meclis başkanının devlet başkanı ya da başbakan gibi ünvanları yoktur.

 

1921 anayasası açık bir şekilde yasamanın üstünlüğü ilkesine dayanmasına karşın anayasanın 9. maddesinde bu ilkeyi bozan hükümler bulunmaktadır. 9. maddeye göre büyük millet meclisinin kendine seçtiği başkan aynı zamanda vekiller heyetinin de başkanıdır ve meclis adına imza koymaya ve vekiller heyetinin kararlarını da onaylamaya yetkili olduğu için yetki toplulaşması yasama organında değil, yasama organının başında gerçekleşmektedir. Bu da, yasamanın üstünlüğü ilkesiyle değil , yürütmenin üstünlüğü ilkesi ve o dönemlerin deyişiyle şef sistemiyle bağdaşan bir durumdur.

 

1921 anayasası, 1923 yılında yapılan değişikliklerle parlamenter sisteme doğru kaymıştır. Devletin şekli cumhuriyettir denmiş ve cumhurbaşkanının seçimi hükme bağlanmıştır. 12. madde ile de hükümetin kuruluş biçimi düzenlenmiş ve anayasanın daha önceden kabul ettiği bakanların tek tek TBMM tarafından seçilmesi yöntemi terk edilerek parlamenter hükümet sisteminin tanımına uygun bir hükümet kurma yöntemi kabul edilmiştir.

 

1921 Anayasasını yapan meclis o dönemin koşulları nedeniyle kurucu meclis olarak nitelendirilmemiş, Mustafa Kemal’in  tabiriyle bu meclise olağanüstü meclis denilmiştir. Ancak tam anlamıyla bir kurucu meclis niteliği taşımaktadır. İlk defa kişisel egemenlikten milli egemenliğe geçişi kabul etmiş bir meclistir. Mecliste birçok karar alınmış, çok önem taşıyan kanunları kabul edilmiştir. Kuvvetler ayrılığı fikirleri dışlanmış, TBMM’nin yasama ve yürütme yetkilerini birlikte kullanımı düzenleme altına alınmıştır.

.3. 1924 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ve Çok Partili Siyasi Yaşama Geçiş)

 

1.1924 Anayasası, kurtuluş savaşını yürüten Birinci Meclis tarafından değil, İkinci Meclis tarafından yapılmıştır. 

  1. 1924 Anayasası katı bir anayasa dır. 
  2. İlk şekline göre devletin resmî dini var idi; o da İslam diniydi. Bu hüküm 1928’de Anayasada çıkarılmış yerine lâiklik ilkesi 1937 yılında konulmuştur.
  3. CHP’nin “altı umde”si, veya Atatürkçülüğün ilkeleri olarak bilinen ilkeler 1937 yılında Anayasaya dahil edilmiştir.
  4. 1924 Anayasası göre Cumhurbaşkanının görev süresi, yedi yıl değil, TBMM’nin secim devresi (yani 4 yıl) kadardır. Ancak seçilen Cumhurbaşkanı tekrar seçilebilir.   
  5. 1924 Anayasası, bir karma hükûmet sistemi benimsemiştir ki buna “kuvvetler birliği ve görevler ayrılığı sistemi” ismi verilmektedir.
  6. 1924 Anayasası olağanüstü mahkeme kurulmasını yasaklamamış ve “kanunî hâkim ilkesi”ni tam olarak kabul etmemiştir.
  7. 1924 Anayasası, temel hak ve hürriyetler alanında tabiî hak doktrininden esinlenmiştir. 
  8. Cumhuriyet döneminde çok partili hayata 1946 yılında Demokrat Partinin kurulmasıyla geçilmiştir.  
  9. 1924 Anayasası, “çoğulcu” değil, “çoğunlukçu demokrasi anlayışı”na sahiptir.  
  10. 1924 Anayasasının dili 1945 yılında öz Türkçeleştirildi, ama 1952 yılında eski metin tekrar yürürlüğe konuldu. 
  11. Cumhuriyet döneminde iktidar değişimi 1950 seçimleriyle olmuştur. 
  12. 1924 Anayasasına, 27 Mayıs 1960 askerî darbesiyle son verilmiştir.

 

1924 Anayasası ise, bir yandan meclis hükûmetine, bir yandan da parlâmenter sisteme uygun hükümlere yer vermek suretiyle, bir anlamda 1961 Anayasası’nın benimsediği parlâmenter hükûmet sistemine geçişi sağlamıştır.

 Böyle olmakla birlikte, tek parti yönetimi boyunca (1923-1946) cumhurbaşkanı olan Atatürk ve İnönü, başkanlık sistemlerindeki devlet başkanları gibi geniş yetkilerle hareket etmişlerdir. Ancak bu, ülkenin o tarihlerde içinde bulunduğu siyasi şartların yarattığı fiilî bir durumdur. Bu fiilî gerçekten hareket ederek 1924 Anayasası’nın bir tür başkanlık hükûmeti yaratma eğiliminde olduğunu ileri sürmeye olanak yoktur.

 

2.4. Yasama

1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun ikinci faslı vazife-i teşriiye yani yasama görevi başlığını taşımaktadır. Burada vazife (görev)den değil, 5.inci maddede olduğu gibi yetkiden bahsetmek daha uygun olacaktır. 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun 5.inci maddesine göre, “teşrî salâhiyeti’’ Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder”. 6.ncı maddeye göre ise, Meclis, teşrî salahiyetini bizzat kullanacaktır.

 Yasama Organının Kuruluşu, Seçme ve Seçilme Hakkı.- Mebus seçilebilmek için otuz yaşını bitirmiş olmak gerekir.1934’te yapılan değişiklikle kadınlara da seçilme hakkı tanınmıştır. Seçme hakkı ise on sekiz yaşını bitiren her erkek Türk vatandaşına aittir. 1934’te on sekiz yaş sınırı yirmiikiye çıkarılmış, kadınlara da seçme hakkı getirmiştir. Seçimler dört yılda bir yapılacaktır. Mebusların yani milletvekillerinin yasama sorumsuzluğu ve yasama dokunulmazlığı 17’nci madde de güvence altına alınmıştır. 

Kanun Yapma.- Kanun yapma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Meclisce kabul edilen kanunların Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması gerekir. Ancak Cumhurbaşkanının mutlak veya zorlaştırıcı bir veto yetkisi yoktur. Cumhurbaşkanına sadece geciktirici bir veto yetkisi tanınmıştır. Cumhurbaşkanı 10 gün içinde kanunu ya onaylamalıdır, ya da “bir daha müzakere edilmek üzere” Meclise iade etmelidir. Meclise bu şekilde iade edilen bir kanun, meclis tarafından tekrar kabul edilirse, Cumhurbaşkanı onu ilân etmek zorundadır.Burada ekleyelim ki, 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu kanunları yorumlama yetkisini de Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiştir.

2.5. Yürütme

1924 Anayasasına göre, yürütme organı iki yapıdadır. Bir tarafta Cumhurbaşkanı, diğer tarafta ise İcra vekilleri heyeti diğer bir adıyla Bakanlar kurulu vardır.

  1. a) Cumhurbaşkanı. 1924 Anayasasının 31.inci maddesine göre, Cumhurbaşkanı Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim düzeni için seçilir. Seçilen cumhurbaşkanı tekrar seçilebilmektedir. Cumhurbaşkanının yetkileri sınırlı sayıda denecek kadar ve semboliktir. Anayasanın 39. maddesine göre, Cumhurbaşkanının çıkaracağı edeceği bütün kararların Başbakan ve ilgili bakan tarafından imzalanması gerekir. Yani 1924 Anayasası karşı-imza kuralını mutlak surette kabul etmektedir. Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğu yoktur. Anayasaya göre, Cumhurbaşkanı sadece vatana ihanet halinde Büyük Millet Meclisine karşı sorumludur. Cumhurbaşkanının çıkaracağı ve uygulayacağı diğer işlemlerden doğabilecek sorumluluk Başbakan ve ilgili bakana aittir. 

b)Bakanlar kurulu 1924 Anayasasının 44. maddesine göre, Başvekil, Cumhurbaşkanı tarafından ve meclis üyeleri arasından seçilir. Diğer vekiller Başvekil tarafından, Meclis üyeleri arasından seçilerek hepsi Cumhurbaşkanı tasdiki ile Meclise sunulur. Hükümet bir hafta içinde programını meclise sunmak ve güvenoyu istemek zorundadır. Vekiller, Başvekilin başkanlığında İcra Vekilleri Heyeti oluşturulmaktadır. 1924 Anayasasının 46. maddesinde İcra Vekilleri Heyetinin, hükümetin genel siyasetinden müştereken sorumlu olduğu ve keza vekillerinde kendi yetkileri içersindeki icraattan bireysel olarak sorumlu oldukları öngörülmüştür. 1924 Anayasası sisteminde, yürütme organının, gerek Cumhurbaşkanı, gerek Bakanlar kurulu kanadı parlamenter sistemin genel ilkelerine uygun bir şekilde düzenlenmiştir.

2.6. 1961 Anayasası

 

1961 Anayasası ‘Westminister tipi’(Birleşik Krallık’ın demokratik parlamenter sistemine verilen isimdir.) bir parlamenter hükümet sistemi öngörmüş, yargı bağımsızlığını güvence altına alıcı düzenlemelere yer vermiş ve devlet sisteminin temel unsurlarından olmak üzere MGK ve Anayasa mahkemesini kurmuştur. Anayasa yasama, yürütme ve yargı güçlerini farklı organlara vererek parlamenter hükümet sistemini benimsemiştir. Yürütme yetkisi parlamentonun seçtiği bir devlet başkanı ile başbakan ve bakanlar kurulu arasında paylaştırılmış ve yasama ve yürütme organlarının her ikisine de birbirlerini frenleyecek yetkiler vererek tam bir parlamenter sistem yaratılmıştır.

 

1961 Anayasası cumhurbaşkanının yetkilerini ve sorumsuzluğunu parlamenter hükümet sistemine uygun düzenlemiş, cumhurbaşkanı temsili ve sorumsuz hale getirilmiştir. Anayasanın 97. ve 98. maddelerine göre; ‘ cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla, Türkiye cumhuriyetini ve milletin birliğini temsil eder.Cumhurbaşkanı görevleriyle ilgili işlemlerden sorumlu değildir.

 

 Cumhurbaşkanın tüm kararları, başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır ve bu kararlardan başbakan ve ilgili bakan sorumludur.’ Ayrıca 1924 anayasasından farklı olarak 1961 Anayasası bir kişinin arka arkaya iki defa cumhurbaşkanı seçilemeyeceği ve cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisiyle ilişiğinin kesileceği ve TBMM üyeliğinin sona ereceği hükümlerini getirmiştir. Bu hükümlerin hepsi cumhurbaşkanının tarafsızlığını sağlamaya yönelik hükümlerdir. Bu amacı taşıyan bir diğer düzenleme de cumhurbaşkanının görev süresinin yedi yıl olarak belirlenmesidir. 

 

Böylece cumhurbaşkanı, görev süreleri 5 yıl olan hükümetlerle pazarlığa giremeyecek ve cumhurbaşkanlığı döneminde, farklı siyasal görüşün temsilcisi olan hükümetlerle çalışma imkanı bulabilecektir. Bu yüzden cumhurbaşkanı, belli bir siyasi partiye yakın olmaktan kaçınarak partilerüstü bir tutum izlemeye özen gösterecektir.

 

1961 Anayasasının parlamenter sisteme uygun bir diğer hükmü de cumhurbaşkanına TBMM seçimlerini yenileme yetkisi tanımasıdır. Klasik parlamenter modelin bir gereği olan bu yetkinin yürütmeye tanınmasında anayasa biraz çekingen davranmış ve bu yetkinin kullanılabilmesi için ağır şartlar getirmiştir. Anayasa cumhurbaşkanına başbakanın önerisiyle millet meclisinin seçimlerinin yenilenmesine karar verme yetkisini tanımıştır ama bu yetkinin kullanılmasını bağladığı şartların gerçekleşmesi hemen hemen imkansızdır.

 

Sonuç olarak 1961 Anayasası, 1924 anayasasından farklı olarak yasama, yürütme ve yargı güçlerini farklı organlara vererek ve cumhurbaşkanının tarafsızlığı ve sorumsuzluğu konusunda getirdiği hükümlerle gerçek bir parlamenter sistem yaratmıştır.

 

2.6. Yasama

1961 Anayasası 1924 Anayasasından farklı olarak çift-meclis sistemini kabul etmiştir. Bu 1924 teşkilat-ı esasiye kanunundan bir farklılıktır. Ama bir yenilik değildir. Çünki, 1876 kanun-u Esasisi de iki-meclis sistemini kurmuştu. 1961 Anayasasına göre “yasama yetkisi TBMM’nindir.” TBMM ve Cumhurbaşkanı Senatosundan kurulmuştur. Millet Meclisi genel oyla seçilen 450 milletvekilinden kuruludur. Cumhuriyet Senatosu ise üç çeşit üyeden oluşmuştur. yüzelli adet olan birinci grup üyeler halk tarafından seçilir. Onbeş adet olan ikinci grup üyeler ise Cumhurbaşkanınca seçilir. İlk iki grup üyelerin görev süresi altı yıldır. Üçüncü grup üyeleri ise ömür boyu görev yapar. Anayasa bunlara tabii üyeler yani olağan üyeler demektedir. Bunlar da kendi içinde iki gruba ayrılmaktadır. Bunlardan birincisi 13 Aralık 1960 tarih ve 157 sayılı kanunun altında adları bulunan Milli Birlik Komitesi başkan ve üyeleridir. İkincisi de eski Cumhurbaşkanlarıdır. 

Cumhuriyet senatosuna üye seçilebilmek için kırk yaşını doldurmuş olmak ve yüksek öğrenim yapmış olmak şartı aranmıştır. Buna karşılık milletvekili seçilebilmek için otuz yaşını bitirmiş olmak ve Türkçe okuyup yazmak koşulları yeterli olmaktadır. Milletvekilinin görev süresi dört yıldır. Seçimler dört yılda bir yapılır. Cumhuriyet senatosu üyelerinin görev süresi ise altı yıldır. Ancak Cumhuriyet Senatosu altı yılda bir değil, iki yılda bir yapılır. Her seçimde, Cumhuriyet Senatosuüyelerinin üçte biri yenilenir. 

Millet Meclisinin yetkileri, Cumhuriyet Senatosunun yetkilerinden genellikle daha ağır gelmektedir. Hükümet, Cumhuriyet Senatosuna karşı değil, Millet Meclisine karşı sorumludur. Güven oylaması sadece Millet Meclisinde yapılır. Cumhuriyet Senatosunun güvensizlik oyuyla hükümeti düşürme yetkisi yoktur. 

Kanun kabul etme sürecinde de son söz esas itibariyle Millet Meclisine aittir. Ancak kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesinde Cumhuriyet Senatosunun da çok önemli yetkileri vardır. 1961 Anayasasının 92. maddesinde oldukça ayrıntılı bir şekilde kanunların iki meclis tarafından nasıl görüşüleceği düzenlenmiştir. Bu yöntem oldukça karışıktır. m92. maddeye göre, Millet Meclisinin kabul ettiği bir metni Cumhuriyet Senatosu salt bir çoğunlukla veya üç seferde reddederse bu metnin Millet Meclisi tarafından kabul edilmesi için aynı şekilde salt çoğunluk veya üçte iki çoğunluk gerekir. Millet Meclisinde yeterli çoğunluğa sahip olmadan bir hükümetin tasarılarının Cumhuriyet senatosu tarafından tarafından reddedilmesi mümkündür. Millet Meclisinin kabul ettiği metin Cumhuriyet Senatosu tarafından değiştirilerek kabul edilmesi, Millet Meclisi bu değişiklikleri benimsemezse, her iki meclisin ilgili komisyonlarından seçilen eşit sayıda üyelerden bir karma komisyon (Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden oluşan komisyondur.) kurulur. Karma Komisyonun hazırlayacağı metin Millet Meclisine sunulur. Millet Meclisi bu durumda ya karma komisyonca hazırlanmış metni aynen kabul etmelidir. Millet Meclisi bu ikisini kabul kabul etmek istemiyorsa, yani kendi hazırladığı metni kabul etmek istiyorsa, Cumhuriyet Senatosunda yapılmış madde değişiklikleri üye tamsayısı ile karara bağlanmış ise Millet Meclisi de üye tamsayısının salt çoğunluğuyla karar vermesi gerekmektedir. 

 

Gensoru dışında, soru, genel görüşme, meclis araştırması, meclis soruşturması gibi hükümeti denetleme araçlarında, Cumhuriyet Senatosu ile Millet Meclisi eşit yetkilerle donatılmıştır. Keza Anayasanın değiştirilmesi usulunde de Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu eşit yetkiler verilmiştir. Anayasanın 155. maddesine göre, Anayasa değişikliği teklifinin kabul edilmesi için “Meclislerin ayrı ayrı tamsayılarının üçte iki çoğunluğunun oyu” gerekir.

 

2.7. Yürütme

1961 Anayasası, yasama ve yargıdan bir yetki olarak bahsederken, 6.ncı maddesinde, yürütmeden bir görev olarak bahsetmiştir. Anayasaya göre,yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir.

Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış kendi üyeleri arasından, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla yedi yıllık bir süre için seçilir; ilk iki oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, sonraki oylamalarda salt çoğunlukla yetinilir.

Bakanlar Kurulu ise Başbakan ve Bakanlardan kuruludur. Başbakan, Cumhurbaşkanınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri arasından atanır. Bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır. Bu şekilde kurulan Bakanlar Kurulu, Millet Meclisinden güvenoyu almak zorunda. Hükûmetin kuruluş şeması parlâmenter hükûmet sistemine uygundur.

 

2.9. 1982 Anayasası

 

1982 Anayasası 12 Eylül 1980 askeri darbesinden daha önce başlayan uzunca bir sürecin getirmiş olduğu bir anayasadır. Anayasanın sadece asker tarafından yapıldığını,  başka çevrelerin oluşumunda etkisi olmadığını söylemek yanlış bir söylem olur. 1980 müdahalesinin ardından yönetim kesintiye uğramıştır ve askerler yönetimi devralmıştır. Asker kanadının istemesiyle yeni bir anayasa yapılması gündeme getirilmiştir. Bu anayasanın yapılışından meşruluğunun milletini korumak, devlet makamlarının güçsüzlüğünü gidermek olduğu anlaşılmaktadır. Anayasanın amacı yapılış amacı; 

Devlet otoritesini yeniden kurmak ve pekiştirmektir. Evrensel değil yerel değerleri öne çıkaran bir anayasadır. Demokrasi sınırlandırılmıştır. 1961’e göre hak ve özgürlükleri oldukça kısıtlar.  Türklük kavramına vurgu yapar. İlke ve inkılâpları korumakla sınırlı bir Atatürkçülük anlayışı vardır. Otoriter, milliyetçi ve dayanışmacı bir anayasadır. Otorite-özgürlük dengesinde otoriteye ağırlık verir.1982 Anayasası genel olarak yürütmeyi, özelliklede Cumhurbaşkanlığı makamını güçlendirilmiştir sebebi darbenin en önemli aktörü olan dönemin genelkurmay başkanı olan Kenan Evrenin ilerde zaten Cumhurbaşkanı olacağını planlamış olmasıdır ve bu olduğunda elindeki yetkilerin çok güçlü olmasını istemesidir niteki öylede olmuş Kenan Evren 9 kasım 1982’de Cumhurbaşkanı olmuş ve 8 sene görevi icra etmişti.

1982 Anayasası’nın demokrasi anlayışı sınırlı çoğulculuk ve zayıf katılımcılık üzerinedir. Katı ruhlu yapısından dolayı 17 defa değişikliğe uğramıştır bunların en önemlileri 1995, 2007 ve 2010 değişiklikleridir. Çoğulcu demokrasiyle geçiş ve iktidarın sınırlandırılması ile ön plana çıksada kendine modernleşmenin öncüsü atfında bulunur öyle ki askeri müdahale sonucu ortaya çıkmış olması bunun böyle olmadığını destekler niteliktedir. 

Askeri kanadını Milli Güvenlik Konseyi ve sivil kanadını Danışma Meclislerinin oluşturması demokratik parlamenter sistemden ne kadar uzaklaştığının kanıtı niteliğindedir çünkü bu yapılaşmaların yasama ve yürütme iradelerine ne kadar etki ettiğine izleyen dönemlerde tanıklık edilmiştir. 

Öyle ki Milli Güvenlik Konseyi başkanı Kenan Evren parlamenter sistem teamülleri dışında Cumhurbaşkanı olarak seçtirilmiştir. MGK ve Danışma Meclisi’nin görüş ve maddeleri eleştirilemez. Kısaca 1982 Anayasası’nda plebisit kuruculuktan söz etmek yerinde olacaktır.                                                                                                                                                                              

1982 Anayasası’nın güçlü devlet taraftarları ile askeri çevrelerin ortak bir ürünü olduğunu ve bunların amaçlarına hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Bu anayasa ile devlet hem birey ve sivil toplum kuruluşları karşısında güçlendirilmiş, hem de askeri çevrelere Milli Güvenlik Kurulu vasıtası ile bir iktidar ortaklığı verilmek istenmiştir.1982 Anayasası; değiştirilmesi normal kanunlardan daha güç şartlara bağlanmış olan katı bir anayasadır.1982 Anayasası’nın Türkiye anayasaları içinde en çabuk yıpranan meşruiyeti en fazla sorgulanan Anayasa olmasının bir nedeni getirdiği sistem ise öteki nedeni de, kesinlikle, yapılışında demokratik temsil öğesini bulundurmasıdır. Güçlü yürütme sloganıyla yola çıkılarak biçimlendirilen 1982 Anayasası’nın sistemine gelince; 1982 belgesi, 100 yılı aşkın Anayasa geleneğinde uygulamada ancak kısmen, teoride ise önemli ölçüde yerleşmiş bulunan demokratik ilke ve kurumların gerisine düşen, hatta değiştirmekle yetinmeyip yerine yepyeni bir temel kanun konulması gereken bir metindir.

2.10. Yasama

1982 anayasası birden bire oluşmamıştır zaman içinde gelişen bir takım görüşlerin ürünü olarak ortaya çıkmıştır.Yasama alanında 1982 Anayasası’nın en büyük yeniliği, 1961 öncesine dönerek yeniden tek meclisli bir yapı benimsenmiş olmasıdır. 1982’nin ilk metnine göre, TBMM 400 üyeden oluşuyordu. 1987’de yapılan anayasa değişikliği ile, bu sayı 450’ye çıkarıldı. 1995 değişikliğinde sayı yeniden yükseltildi ve 550 oldu. Diğer taraftan, 1982 Anayasası ile, milletvekili seçilmek için gereken şartlar ilişkin koşullar ağırlaştırıldı. En dikkate değer yenilik, ilkokul bitirme koşulunun getirilmiş olmasıdır. Ayrıca seçilmeyi engelleyen suçlara yenileri eklendiği gibi gibi,taksirli, suçlar dışında bir yıl hapis cezası almış olanların bile milletvekili olamayacakları karara bağlanmıştır.

Öte yandan aday olabilmek için  memuriyetten çekilme koşulu getirilmiştir. Aday olabilme yaşı Ekim 2006’da otuzdan yirmi beşe düşürüldü. Günümüzdeki sistemde bu yaş sınır 18’e düşürülmüştür. 

Yasama organı karşısında, cumhurbaşkanı ve hükümet üzerinde yoğunlaştırılan siyasi iktidarın güçlendirilmesine dayanan 1982 anayasal düzeni, siyasal sisteme düzen ve etkinlik kazandırabilme arayışlarının bir sonucu olmaktadır. Anayasa koyucu, yasama yürütme organlarının birbirleri karşısında konumlanmaları, ilişkileri yetkileri ve görevleri bakımından farklılaşmaya yönelmiştir.

  1. maddenin yasama alanında cumhurbaşkanına tanıdığı yetkiler incelendiğinde bunların, 1961 Anayasası’nda da yer alan ve cumhurbaşkanına tarafsız devlet başkanı sıfatıyla dolayısıyla tanınan yetkiler olduğu görülecektir. Gerçekten, yasama yılının ilk günü TBMM’de açılış konuşmasını yapmak; TBMM’yi gerektiğinde toplantıya çağırmak; kanunları yayımlamak; kanunları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye göre göndermek; kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, TBMM İçtüzüğü’nün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasa’ya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açmak; TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek, her iki Anayasa’nın cumhurbaşkanına yasama alanında, 1961 Anayasası’ndan farklı olarak, cumhurbaşkanına anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak yetkisini de tanımıştır.

1982 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı’nın yasama ile ilgili de etkinliği arttırılmıştır. Bunlar yasama yılının ilk günü TBMM meclisine açılış konuşması yapmak, meclisi toplantıya çağırmak kanunları yayımlamak, anayasa değişikliklerini gerektiğinde kamuoyuna sunmak, kanunları ve kanun hükmündeki kararnameleri meclis içtüzüğüne ve anayasaya uymadığı zamanlarda anayasa mahkemesine yönlendirmek, yasalara uymadığı gerekçesiyle anayasa mahkemesine iptal davası açmak, TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermektir.1982 Anayasası’na göre Cumhurbaşkanı’nın yasama yetkileri emsallerine göre daha fazladır. Cumhurbaşkanı’nın yasamaya ilişkin anayasal yetkileri özellikle paket veto (geri gönderme), kısmi veto yasa gücünde kararname, referanduma gitme yetkisinde ön plana çıkmaktadır. Yasama yetkilerinin çoğunluğunu etkileme yolları bakımından ilk bakışta Türkiye’yi parlamenter sistemden çok yarı-başkanlığa koymaktadır.1982 Anayasasında, yasama yetkisinin TBMM’ye ait olduğu devredilemeyeceği vurgulanmıştır. Milletvekili genel seçimlerinin dört yıllık dönem tamamlanmadan yenilenmesi olanağı bulunduğu gibi, belli koşullarda bu süre aşılabilir de. Dönem içinde boşalan milletvekillikleri için yapıan seçimlere ara seçim denir. 

2.11. Yürütme

1982 Anayasası etkisi ile son dönem Türkiye parlamenter sisteminin yürütme ağırlıklı olduğu gözlemlenmektedir. Ancak bu yeni  Parlamenter sistemde yürütme iki başlı yapıdadır. Anayasamız yürütmeyi Cumhurbaşkanı ve başbakan ve Bakanlar Kurulu ağırlıklı değerlendirir. Anayasamıza göre yürütme organı içindeki kişilerin sıfatları şu şekilde değerlendirilir.1982 Anayasası’nda yürütme yalnızca görev değil, aynı zamanda yetki olarak düzenlenmiştir.1982 Anayasası’nın en değişik özelliklerinden birini parlamenter sistem içinde Cumhurbaşkanı’nı güçlendirmeye çalışması oluşturmaktadır.1982 Anayasası, güçlü yürütme erki ekseninde işleyen bir parlamenter hükümet sistemi öngörmekteydi.1982 Anayasası’yla Türkiye’nin yönetim sistemi esasında parlamenter sistem olarak tanındı. Yürütme ikili bir yapıya kavuşmuştu: parlamentoya karşı siyasi olmayan Cumhurbaşkanı ile siyasi ortak sorumlu Başbakan.1982 Anayasası’nda yürütme yetkisi ve görevinin de cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu tarafından anayasaya uygun olarak kullanacağı ve yerine getireceği vurgulanmıştır.1982 Anayasası’yla, güçlü hükümet ve sistem içinde belirleyici bir cumhurbaşkanlığı makamının yaratılması söz konusu olmuştur.Cumhurbaşkanı’na fazla yetki vermesine rağmen, tartışmalı olmakla birlikte, 1982 Anayasası, parlâmenter hükûmet sistemini benimsemiştir. Anayasa’nın yürütmeyi düzenleyen 8. maddesinde bu yetkiyi cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu arasında paylaştırması, 101. maddesiyle cumhurbaşkanının seçimi yetkisini TBMM’ye tanıması, 101 ve 105. maddelerinde cumhurbaşkanlığını tarafsız ve sorumsuz bir makam olarak düzenlemesi, bu yargıyı doğrulamaktadır. Öte yandan, bakanlar kurulunun kuruluş yöntemini düzenleyen 109. maddesi ile hükûmetin göreve başlarken ve görevde bulunduğu sırada TBMM’nin güvenine tâbi olduğunu hükme bağlayan 110 ve 111.maddeleri ile hükûmetin izlediği politikalardan dolayı bakanlar kurulunun kolektif sorumluluğunu düzenleyen 112. maddesi de, bu Anayasa’nın parlâmenter hükûmetin izlediği politikalardan dolayı bakanlar kurulunun parlamenter hükûmet sistemini benimsediğini göstermektedir. Bundan başka, 99.maddede TBMM’ye hükûmeti düşürme yetkisinin tanınması, buna paralel olarak 116. maddede cumhurbaşkanına TBMM seçimlerini yenileme yetkisinin sunulması, Anayasa’nın parlâmenter hükûmet sistemini benimsediğini gösteren diğer hükümlerdir. Böyle olmakla birlikte, 1982 Anayasası’nın yürütmeyi, cumhurbaşkanını ve bakanlar kurulunu düzenleyen hükümlerinde 1961 Anayasası’na kıyasla birtakım farkların olması, hükûmet sisteminin türü üzerinde bazı tartışmalara yol açmıştır. Bu bölümde, 1982 Anayasası’nın benimsediği hükûmet sisteminin türü üzerine bir yargıya ulaşmak için bu Anayasa’nın yürütmeyi, cumhurbaşkanını, bakanlar kurulunu, yasama ile yürütmenin karşılıklı yetkilerini düzenleyen hükümleri, 1961 Anayasası’nın aynı konudaki hükümleri ile karşılaştırılarak incelenecektir.

Anayasa’nın 8. maddesi, Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. hükmüne yer vermiştir. Görüldüğü gibi 1982 Anayasası, tıpkı 1961 Anayasası gibi, yürütmeyi parlâmenter sistemin tanımına uygun olarak cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu arasında paylaştırmıştır. Ancak her iki anayasa arasında dikkat çeken fark, 1961 Anayasası’nın yürütmeyi bir görev olarak düzenlemesine karşılık, 1982 Anayasası’nın bu fonksiyonu yetki ve görev olarak düzenlemesidir. Hemen belirtelim ki, yürütmenin yetki ve görev olarak düzenlenmesi, hükümet sisteminin türü üzerinde etkili olan bir faktör değildir. 8. maddede yürütme fonksiyonundan sadece bir görev olarak değil, aynı zamanda bir yetki olarak söz edilmesi, bu Anayasa ile yürütmeye idarenin kanuniliği ilkesinden sapan asli birtakım yetkiler verildiğini göstermektedir.

 

SONUÇ

Parlamenter sistem Türkiyede uygulanması bakımından yer yer sakatlıklara ve sistem içerisinde bazı çelişkiler yer vermiştir uygulanmasının  Türkiye’de krizlerede yol açmış fakat bunun yanında siyasi bazı krizlerinde kaanmasında en önemli rölü üstlenmiştir.

Bu sistemin incelenmesi ve ele alınması Türkiyemizin yakın tarihi açısından bence en önemli yeri almaktadır. Çünkü yakın tarihinde görülmemiş olaylar belkide görülmeycek vakalara yer veren sistem olumlu ve olumsuz yönden çok rahatça eleştirilebilecek bir sistemdir.

Sistemde en dikkat çekici dez avantajlardan biriside şunur ki: aynı kişinin hem yasmada yemde yürütmede görev alabilmesine olanak sağlamasıdır. Bu sistemin en art niyetli kullanmak isteyen kişiler için en önemli fırsattır.

Parlamenter sistem yapısı itibari ile yumuşak kuvetler ayrılığı sistemine dayana yasama ve yürütme organlarını birbirlerinden sert değil yumuşak bir biçimde ayrılduğı yani bir biriyle her ne kadar farklı organlar olsalarda bir noktada birleşebilen iç içe olabilen bir sistem olması itibari ile bir arabada iki şöför misali bir görüntü anımsatmaktadır.

Bu sebeple bu köklü sistem Türkiye tarihine ve siyasetine damga vurduğunu söyleyebilir. Bir ülke siyasetini ve toplumunu yöneten bu sistemin içinde elbette avantajlarıyla beraber bir çok dezavantaja da ter vermektedir. 

 Parlamenter sistemde rejim krizlerinin çözümleri öngörülmüştür bu parlamenter sistemin ile yönelik bir sistem olduğunuda göstermektedir. Güven oyu ve fesih gibi sisasi sistemdeki tıkanıkları giderici cozum yolları olması gene bu sistem ile dönük bazı sıkıntıları giderici cözümler olduğunu göstermektedir.

Parlamenter sistemin ülkemizdeki uygulaması bakımından değerlendirilmesine verilebilcek en iyi not başarı oranı %50 diyebiliriz bir çok sorun giderdi ve düzletti fakat ülke siyasetine ve siyaset tarihine damga vurcak nitelikte bir çok sorunuda meydana getirdi bu birazda bu köklü sistemin kendisinden mi yoksa uygulayanların onu kullanış biçimine bağlı biraz buna bakılması gerekiyor.

 

KAYNAKÇA

1.(Başkanlık sistemi ve Kuvvetler ayrılığı tartışmaları kitabı/ Yusuf Tekin / 2. Basım / 2015)

2.(Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, Bursa, Ekin, 2010, Cilt I, s.587-619. Bu metin, bu kitabın 15’inci bölümü)

3.(Avukat, SGK Malatya İl Müdürlüğü/ Parlamenter Sistem ve Türkiye Açısından Bir Değerlendirme/ TBB Dergisi 2013 (104) / İ. Halil ASİLBAY)

4.(Hükümet Sistemleri Tartışmaları ve Türkiye Örneği/ Mehmet Emin Akgül/ 2015)

5.(Anayasa Ve Toplum/İbrahim Ö.Kaboğlu/İmge Yayın evi/2001) 

6.(Siyaset Bilimi/Prof.Dr. Halis ÇETİN/Orion yayın/5.Baskı)

7.(Hükümet Sistemleri/Doç.dr. Mehmet TURHAN/Gündoğan yayınevi/1993)

8.(Mehmet Turhan Prof. Dr. | Çankaya Üniversitesi/ Hukuk Fakültesi/ Anayasa Hukuku Bölümü Öğretim Üyesi/ Yıl 17/ Sayı 66/ Bahar 2012/ s. 57-75)

9.(TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ARAŞTIRMA HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI/ Karşılaştırmalı Hükümet Sistemleri Parlamenter Sistem/ yayın no:8/ Halit Tunçkaşık/ Hüdai Şencan /Kadir Candan /Kasım Erdem/ Mehmet Solak /Meltem Doğan / TBMM Basımevi –ANKARA/ Gözden Geçirilmiş/ 2. Baskı / Şubat 2017.)

10.(HÜKÜMET SİSTEMLERİ VE HÜKÜMET SİSTEMLERİNİN TÜRKİYE AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ/Ömer Dönemez.)

11.(Kemal Gözler/ Türk Anayasa Hukuku Dersleri/12. Basım/ Bursa, 2011)

12.(Kemal Gözler7Türkiye’de Hükümetlere Nasıl İstikrar Ve Etkinlik Kazandırılabilir/ Türkiye)

13.(Kemal Gözler/Anayasa Hukukunun Genel Esasları/Bursa/ 2012)

14.( Kemal Gözler/Anayasa Hukukunun Genel Teorisi/ Cilt I/ 1.Baskı/ Bursa/2011)

15.(http://www.yardimcikaynaklar.com/parlamenter-sistem-ozellikleri-nelerdir/

16.( Bülent Yavuz/ Parlamenter Hükümet Sisteminde ve 1982 Anayasası’nda Başbakan,/Asil Yayın/ Ankara/2008/ s.7.)

17.(Ekrem Ali Akartürk/Parlamenter Sistem Uygulamaları ve Parti Sistemleri/1.Baskı/ Yeditepe Üniversitesi Yayın/ İstanbul/2010/ s.42.)  

18.(Kısa Anayasa Hukuku/Kemal Gözler/Ekin Basım-Yayın Dağıtım/Bursa/Ağustos 2016/14.Baskı/s.76.)

19.Anayasa Hukuku Anayasa Metni ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi/Prof.Dr. A.Şeref Gözübüyük/Turhan Kitapevi/Ankara/Mart-2006/14.bası/s.33-34.)

20.ALDIKAÇTI (Orhan), Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982

  1. (Tahsin Bekir), Türkiye’de Yürütme Kudreti, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1960.
  2. (Fahri), Türk Parlâmento Tarihî, Ankara, Türkiye Büyük Millet Meclisi Vakfı Yayınları, 1994.
  3. 23. (Fevzi), Anayasa Hukukuna Giriş, İzmir, Barış Yayınları – Fakülteler Kitabevi, Beşinci Baskı, 1998.
  4. https://www.tbmm.gov.tr/kutuphane/tutanak_sorgu.html
  5. https://www.tbmm.gov.tr/yayinlar/parlamenter_sistem.pdf

26.Türk Anayasa Hukuku/ Kemal Gözler/ Ekin Kitabevi Yayınları/ Birinci Baskı Temmuz 2000.

 

İlgili Mesajlar

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir